Ah o eski bayramlar…

Özlenilen fıstıklı Suriye çikolatasının tadı hâlâ damağımızda…

Deyişinizi duyar gibiyim.

Aslında bu yazı, tam da o özlemin sesi…

 

Nusaybin’de bayram demek;

daha gün ağarmadan evlerde bir telaşın başlaması demekti.

Kazanda pişen etin kokusu sokağa yayılırdı…

Anneler mutfakta, çocuklar heyecanla kapı önünde olurdu.

 

Ceplere doldurulan şekerler,

elde tutulan o kıymetli fıstıklı çikolatalar…

Belki küçüktü ama verdiği mutluluk kocamandı.

 

Kapı kapı gezmekti bayram…

Komşuya uğramak, hal hatır sormaktı.

Çocukların sokakta koşturması, ellerinde poşetlerle şeker toplamasıydı.

 

Herkes birbirini tanırdı…

Herkes birbirine “bizden” gibi davranırdı.

 

Bir kapı çalınırdı;

içeri sadece insanlar değil, muhabbet girerdi.

Bir el öpülürdü;

sadece saygı değil, gönül bağı kurulurdu.

 

Büyükler “hoş geldin” derken sadece ağızları değil, kalpleri açılırdı.

Sofralar kurulur, çaylar demlenir, bir tabak tatlı bütün mahalleyi dolaşırdı.

 

Ama bugün…

Hayat hızlandıkça, o bağları yavaş yavaş kaybediyoruz.

Bayramlar artık kapılardan değil, ekranlardan geçiyor.

 

Bir mesaj yazıyoruz: “İyi bayramlar.”

Peki gerçekten hissediliyor mu?

 

Çünkü bir çocuğun dünyasında bayram;

sadece kutlanan bir gün değil, hissedilen bir değerdir.

 

Bir psikolog gözüyle baktığımızda bayramlar;

çocuklar için sadece şeker topladıkları günler değildir.

 

Bayramlar;

bir yere ait hissetmenin,

ailenin bir parçası olmanın,

sevginin dokunarak öğrenilmesinin en güçlü zamanlarıdır.

 

Bir çocuğun el öperken hissettiği sıcaklık…

Sarılırken duyduğu güven…

Göz göze geldiğinde anlaşıldığını hissetmesi…

 

İşte bunlar, onun gelecekte kuracağı tüm ilişkilerin temelini oluşturur.

Çünkü çocuk beyni mesajları değil, yaşanmış duyguları kaydeder.

 

Bugün “iyi bayramlar” yazmak kolay…

Ama bir çocuğun kalbine “sen değerlisin” duygusunu yazmak emek ister.

 

Ve bayramlar, aslında çocuklara bırakılan görünmez bir mirastır.

 

Eğer bu mirası sadece ekranlara teslim edersek;

yarın sevgiyi yazabilen ama hissettiremeyen bir nesil büyütebiliriz.

 

Bu yüzden bir psikolog olarak şunu özellikle söylemek isterim:

 

Bayram; temasla güzeldir,

zamanla anlam kazanır,

duyguyla hatırlanır.

 

Bir çocuğa verebileceğiniz en kıymetli bayram hediyesi;

onunla gerçekten vakit geçirmek,

gözlerinin içine bakmak

ve içten bir sarılmadır.

 

Çünkü temas;

sadece bir yakınlık değil,

kaygıyı azaltan, güveni büyüten, ruhu iyileştiren en doğal terapidir.

 

Belki de bu bayram kendimize küçük bir hatırlatma yapmalıyız:

 

Bir kapı çalalım…

Bir büyüğün elini öpelim…

Bir komşunun kapısını çalmadan geçmeyelim…

Bir çocuğun başını okşayalım…

 

Ve çocuklara yeniden öğretelim:

Bayram sadece bir gün değil,

bir histir.

 

Çünkü çocuklar…

bayramı bizim yaşattığımız kadar hatırlayacak.