BİR UMUT, BİR HASRET, BİR DİRENİŞ, ANADOLU’NUN SESİ — AHMET ARİF

 

Hepimiz duygularımızı öyle ya da böyle ifade ederiz; bunu bir de edebiyatın o gizemli yollarından geçerek anlatanlar var, işte onlar şairlerimiz, işte Anadolu’nun sesi Ahmet Arif…

 

Diyarbakır’da doğan şair, bu toprakların hasretini, umudunu ve çaresizliğini mısralarında haykırmıştır. Siverek’te başladığı okul hayatına Urfa’da devam etmiştir. Yükseköğrenimine Ankara Üniversitesi Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümünde başlamış, ancak hapse girdiği için tamamlayamamıştır. Babası Türk, annesi Kürt olan Ahmet Arif, babasının görevinden dolayı şehir şehir gezdiği için Zazaca, Kürtçe, Arapça dillerini öğrenmiştir.

 

Bir geç kalmışlığın hikâyesidir Leyla Erbil’e olan aşkı. 1950 yılında Leyla Erbil Ankara’ya taşındığında karşılaşırlar, aralarında edebî yönden yol göstermek için başlayan mektuplaşmalar Ahmet Arif için bir aşka dönüşür. Belki hiçbir Leyla onun kadar sevilmedi, öyle ki Leyla Erbil’in evleneceğini duyunca Ahmet Arif, ona yazdığı mektubunda “…Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmektense gebereyim daha iyi olur…” duygularını böyle ifade eder. Ahmet Arif Leyla’sından vazgeçememiş ancak eşine de saygısızlık etmemeye özen göstermiştir. “Mehmet Bey’e, enişteye selam” diyerek selam söylemiş, Leyla’nın annesine bayramlarda hürmetlerini iletmiştir. Leyla’sına geç kalmışlığını “Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı daha ustaca ve daha korkusuzca yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem.” diyerek anlatmıştır.

 

Ahmet Arif, 1967 yılında Aynur Hanım ile bir evlilik yapmış ve Filinta adında bir oğlu dünyaya gelmiştir. Kendi ifadesiyle, yaşamındaki en büyük sevinci baba olduğu gün yaşamıştı. Tam iki yıl oğlunun nüfus kâğıdını kalbinin üzerinde taşımıştır.

 

Ahmet Arif’in oğlu Filinta’nın ve Leyla Erbil’in de onayı ile, Ahmet Arif ve Leyla Erbil’in ölümünden sonra “demek böylesi de yaşanmış” dedirten bu mektuplar “Leylim Leylim” adıyla kitap hâline getirilmiştir.

 

Leyla’ya olan aşkı mektuplarının dışında şiirlerinde de görülür; bunun yanında şiirleri Anadolu insanı kadar güçlü imgelerle doludur. Sözlü gelenekten, halk kültüründen, destanlardan etkilenmiştir. Şiirlerinde doğu illerinin dili, motifi, kültürü karşımıza çıkar. Tüm şiirlerini “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı kitabında toplamıştır.

 

Şiirlerinde umut, direniş ve dürüstlük iç içe geçer:

 

“Seni anlatabilmek seni

İyi çocuklara, kahramanlara.

Seni anlatabilmek seni,

Namussuza, halden bilmeze,

Kahpe yalana.”

 

Şiirlerinde akılla yürek hep yan yana yürümüştür:

 

“İçerde

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?”

 

Bazen Anadolu’nun direnişi olmuştur mısraları:

 

“…

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni…”

 

Leyla’sını unutturamamıştır çaresizliği:

 

“Terk etmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Can paramparça…

Ve ellerim, kelepçede,

Tütünsüz uykusuz kaldım,

Terk etmedi sevdan beni…”

 

Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim” adlı kitabında topladığı az sayıdaki şiirlerinin sakladığı çokça anlamı burada anlatabilmek mümkün değil, amacım bu toprakların kıymetli şairine merak uyandırmak ve sizleri şiir okumaya davet etmektir.

 

Ahmet Arif, 1991 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda, kalbinde Leyla’sı ile Ankara’da vefat etti. Arif gibi sevmek, Leyla gibi sevilmek dileğiyle, şiirle kalın.