Ara Tatil: Ekranları Bırak, Bağ Kurma Zamanı
Ekranları bir kenara bırakıp çocuklarımızla birlikte hareket edelim. Yürüyüş yapalım, oyun oynayalım, dans edelim… Unutmayalım, en güzel bağ; birlikte terleyip birlikte gülmektir. Bu tatilde bedenimiz güçlensin, ruhumuz da nefes alsın
Ara Tatil: Ekranları Bırak, Bağ Kurma Zamanı
Değerli ebeveynler,
Ara tatil sadece çocuklarımız için değil, biz büyükler için de bir nefes alma vaktidir. Günlük koşuşturmalar, iş telaşları, bitmeyen sorumluluklar arasında bazen çocuklarımızın büyüdüğünü bile fark edemiyoruz.
Oysa çocukluk… öyle kısa, öyle kıymetli bir dönem ki…
Bir bakmışız o minik eller, bir zamanlar sıkı sıkı tuttuğumuz avuçlarımızdan kayıp gitmiş.
İşte bu tatil, o elleri yeniden tutmanın zamanı.
Yeniden bağ kurmanın, yeniden görmenin, yeniden öğrenmenin zamanı.
Bu kez telefonu bir kenara bırakalım.
Ekranların soğuk ışığı yerine çocuklarımızın gözlerindeki o sıcacık parıltıya bakalım.
Birlikte oyun oynayalım; saklambaç, yakan top, taş oyunu… Belki de kendi çocukluğumuzun kokusunu yeniden duyarız o anlarda. Çünkü bir çocuk için en değerli hediye pahalı oyuncaklar değil, birlikte geçirilen zamandır.
Bir çocuğun en temel ihtiyacı “görülmek” ve “duyulmaktır.”
Bazen farkında bile olmadan çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslıyoruz:
“Bak o yapıyor, sen neden yapmıyorsun?”
Oysa bu cümle, küçük bir kalbin içine sessizce yerleşen, unutulmaz bir gölgeye dönüşür.
Biz de bir zamanlar o gölgenin içinde büyümedik mi?
İşte tam da bu yüzden, bu kıyas döngüsü nesilden nesile aktarılan görünmez bir zincir haline geliyor.
Ama unutmayalım; bu zincir kırılabilir.
Bu, kader değil; fark edildiğinde değiştirilebilen bir aile dizimidir.
Peki bu döngüyü nasıl kırabiliriz?
Önce kabul ederek.
Kendimize dürüstçe bakarak.
Mükemmel ebeveyn olmaya değil, fark eden ebeveyn olmaya çalışarak.
Bazen çocuklarımızı anlamak için aynayı onlara değil, kendimize tutmamız gerekir.
Çünkü kimi zaman çocuğumuzun davranışları, bizim içimizde çözülmemiş duyguların yansımasıdır.
O yüzden önce kendimizi tanımalı, geçmişimizle barışmalı, sonra o küçük gözlerin içine sevgiyle bakmalıyız.
Her çocuk, ayrı bir evren.
Kimi sessizdir, kimi enerjik; kimi hayal kurar, kimi soru sorar.
Karşılaştırmak yerine gözlemleyelim.
Yargılamak yerine anlamayı seçelim.
Bu tatilde küçük ama derin adımlar atalım:
• Sabah ekmek alma görevini birlikte yapalım.
• Parkta top oynayalım, birlikte terleyelim.
• Evde bir “kitap saati” yapalım, hayal dünyalarının kapısını aralayalım.
Çünkü çocuklarımızla kurduğumuz her küçük temas, onların özgüvenini, aidiyet duygusunu ve iletişim becerilerini besler.
Elbette teknoloji hayatımızdan tamamen çıkamaz; bu çağın bir gerçeği.
Ama dengeyi biz kurabiliriz.
Atalarımızın dediği gibi: “Azı karar, fazlası zarar.”
Uzman önerisi olarak hatırlatalım:
• Okul öncesi: 30 dakika
• İlkokul: 45 dakika
• Ortaokul: 1 saat
• Lise: 2 saat
Bu sınırlar yasak değil, bir farkındalık davetidir.
Çocuklarımızı korumak değil, yönlendirmek içindir.
Unutmayalım: Sağlıklı çocuklar, iletişim gücü yüksek anne babaların kollarında büyür.
Biz ebeveynler, çocuklarımıza su verirken kendimizi de güneşle ısıtmalıyız.
Çünkü bir çocuk, anne ve babasının davranışlarını izleyerek dünyayı tanır.
Ve o dünyada sevgi varsa, çocuk güveni öğrenir.
Sabır varsa, hoşgörüyü öğrenir.
Eğer o aynada kendini değerli hissediyorsa, hayatta her zaman dimdik durmayı öğrenir.
Bu tatilde…
Susmak yerine konuşalım.
Taşımak yerine paylaşalım.
Diretmek yerine anlamaya çalışalım.
Çünkü her büyük değişim, küçük bir farkındalıkla başlar.
Ve belki de bu ara tatil, o farkındalığın filizleneceği en güzel zamandır.

5 Yorum
Merve Nur AKTAŞ
14.11.2025 16:24:50
Bu güzel değerlendirmeniz için gönülden teşekkür ederim. Eğitim yolculuğunda aynı hassasiyeti taşıyan, öğrencilerin dünyasına gerçekten dokunmayı önemseyen bir eğitimcinin böyle bir geri dönüş yapması benim için çok kıymetli. Amacım; hem öğrencilerimizin hem de ailelerin kendilerini daha güvende, daha anlaşılmış ve daha desteklenmiş hissetmesine katkı sunabilmek. Sizin gibi değerli eğitimcilerin bu sürece yürekten eşlik etmesi ise bu çabanın en anlamlı karşılığı. Nazik sözleriniz için tekrar teşekkür ederim. Birlikte aynı yolda yürüyebilmek ve çocuklarımızın geleceğine ışık olabilmek en büyük mutluluk. ????????
Xelil Demir
14.11.2025 15:38:28
Vella heval yazıda söyledikleri çok doğrudur ha. Çocukla telefona bakmakla bağ kurulmaz. Hele lise çağındaki gençler hele matematîk… Bir azcık ilgi bir azcık destek olak vallahi çocuk uçer giderEvde huzur oldu mi ders de kolay gele.
Zeynep BAŞ
14.11.2025 15:29:31
Yazarı tebrik ediyorum hem bizlere hem çocuklarımıza çok güzel bir yol göstermiş
Abdulselam Aydın
14.11.2025 15:13:37
Lise Öğretmeni olarak bu güzel reçeteyi Lise öğrencilerine açmak istiyorum Psk. Merve Nur Aktaş hocamın yazısında anlatılan “bağ kurma” sadece çocuklarla değil, aslında kendi iç dünyamızla kurduğumuz bağ için de geçerlidir. Özellikle lise yılları… Gençlerin kimlik arayışında olduğu, duyguların yoğunlaştığı, sorumlulukların arttığı, geleceğe dair kaygıların büyüdüğü bir dönem. Bu çağda en çok zorlanılan derslerden biri de çoğu zaman matematik oluyor. Ancak matematikte yaşanan zorlukların kaynağı her zaman “yetenek” eksikliği değildir. Bazen görünmeyen, sessiz bir yerlerde kopan bir bağın sonucudur. Matematik, sabır ister, tekrar ister, özgüven ister. Eğer bir genç kendini sürekli kıyas altında hissediyorsa, “Sen yapamıyorsun, başkaları yapıyor” cümleleriyle büyüdüyse, matematik defterinin her sayfasına aslında biraz da bu duygu kazınır. Çünkü matematikte ilerlemek, önce “yapabilirim” inancıyla başlar. Lise öğrencileri için en büyük destek, bir ebeveynin “Senin yanında ve arkandayımla” verdiği güvendir. Ekranları bir kenara bırakmak sadece oyun ya da sosyal medyadan uzaklaşmak değildir; zihni gürültüden arındırmaktır. Birlikte geçirilen zaman, fark edilmeyen kaygıları görünür kılar. Bir gencin “Bu konuyu anlamakta zorlanıyorum” demesi cesaret ister; bu cesaret ise ancak yargılanmadığını hissettiği evlerde yeşerir. Bu ara tatil, lise öğrencileri için matematiğe karşı geliştirdikleri duygusal bariyerleri fark etmek için büyük bir fırsat olabilir. Matematikte zorlanan bir gençle: • Birlikte sakin bir ortamda oturup nerede takıldığını konuşmak, • Hedef koymak yerine süreç odaklı ilerlemesini teşvik etmek, • Küçük başarılarını bile takdir ederek özgüvenini beslemek, • “Hata yapmanın öğrenmenin doğal bir parçası” olduğunu hissettirmek, onun derse bakışını kökten değiştirebilir. Çünkü matematik sadece işlem değildir; düşünme biçimidir, sabırdır, analizdir, kendini tanımadır. Ve her genç doğru destekle bu becerileri geliştirebilir. Unutmayalım: Matematikte başarı, “Doğruyu ilk seferde yapmakla” değil, “Vazgeçmeden bir sonraki adımı denemekle” gelir. Bu tatilde ekranı kapatıp defterin sayfalarını birlikte açmak, sadece formülleri değil, birbirinizin dünyasını da anlamanın kapısını aralayacaktır. Ve belki de en zor görünen integral bile, sevgiyle kurulmuş bir bağın içinde çok daha kolay hale gelecektir.
Abdulselam Aydın
14.11.2025 15:11:02
Psk. Merve Nur Aktaş Hocam ilkokuldan liseye kadar bütün öğrenciler için muazzam bir reçete önermiş. Hem öğrenciler için hem aileler için uygulandığında sonuç getirecek mükemmel tavsiyeler içeriyor. Bir eğitimci olarak kendisine öğrenciler ve aileler adına teşekkürlerimi iletiyorum