Sevgili oğlum, sana bu mektubu özellikle senin şahsında ve bütün arkadaşların için, istikbale göz dikmiş, önünü aydınlatacak ve ömür boyu her zaman önünüzde rehber olacak, aydınlık yarınlar için kilometre taşı olması hasebiyle yazıyorum. Bu tavsiyeler bana babamdan miras kaldığı için, üzerinde yaşadığımız dünyanın fani; Hakk’ın, hakikatin, ilmin ve bilimin de baki olduğu gerekçesiyle ve bu gerekçelerin hakikatini yerine getireceğin düşüncesiyle sana hatırlatmak istiyorum. Çünkü ilim ve bilim, insanlığın ortak mirasıdır. Biz insanlar bu mirasın vasıtalarıyız. İçten ve canı gönülden sahip olmamız gerekir.

 

Selahaddin ismini sana rahmetli deden koydu. Çünkü bu ismi rüyasında görerek sana taktı. Kelime anlamı ise “dinin iyiliği” veya “dinin doğruluğu” anlamına gelir. Yani “Selah” kelimesi iyilik ve doğruluk anlamına gelirken, “eddin” kelimesi din anlamındadır. Bir araya geldiğinde “Selahaddin”, dini değerlerin doğruluğunu ve iyiliğin simgesidir. Diğer taraftan Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi’nin adını taşıyorsun ve bu isimden dolayı büyük bir sorumluluk altında olduğunu unutma!

 

1970 yılında ilköğretime başladığımda merhum babamın bana ilk tavsiyesi şu olmuştur: Kitap yırtmanın, kalem kırmanın ve eski bir gazete parçası olsa bile kâğıt üzerine basmanın büyük günah, ilme ve bir nevi hakaret sayılacağı ve ihanet olduğudur. Rahmetli babam, bildiğiniz gibi, bir gün bile okula gitmiş değildi. Medrese eğitimi için Suriye’deki Hıznevi Medresesi’nde 15 yıl gibi uzun bir süre eğitim aldığını belirtmek isterim. Medresede aldığı bu dini eğitimden gerek ahlaki gerekse itikadi konularda büyük kazanım sağladığına, hal ve hareketlerinde büyük bir düstur olduğuna şahit olduk. Bu evrensel düzeydeki hakikat, kâinat var olduğu sürece geçerlidir. Yıldızlar ve galaksiler kendilerine tahsis edilen sınırlar içerisinde ömürlerini sürdürmektedir. Bu nedenle bu sarsılmaz ilke, senin de düsturun olmalıdır.

 

Sen daha ilköğretimde okurken hatırlıyor musun, annene ve babana şöyle diyordun: Özellikle sayısal ve fen bilimleri derslerinde başarılı olduğunu, pozitif bilimlere dört elle sarılacağını, meslek olarak da tıp alanını seçeceğini, hizmette sınır tanımadan insanlara yardımcı olacağını, bu meslekte gece gündüz çalışarak bazı buluşlara imza atacağını ve İsveç devletinin her yıl vermiş olduğu Nobel ödülünü alana kadar çalışacağını söylüyordun. Sanırım hâlâ unutmamışsın! Bu vesileyle, alabildiğin kadar ilmi al, kendi mesleğinde verebildiğin kadar ilmi ve hizmeti aktar. Diğer bir ifade ile ne kadar alırsan o kadar zengin, ne kadar ilim ve hizmet verirsen de o kadar saygın olduğunu unutma! Bilgi ve tecrübende evrendeki tüm canlıların ve varlığın hakkı olduğunu aklından çıkarma!

 

Atalarımızdan bize miras kalan bu bilgileri bizden sonraki kuşaklara aktarmakta vagon değil, lokomotif ol! Aldığın mirası aynen değil; insanlık, medeniyet ve kâinat için yararlı şeyler ilave ederek aktar! Ruhun bedenine, bedenin kendine ve kendinin de evrene sığmaması için hiçbir fedakârlıktan kaçınma! Çünkü insan olmanın erdemi, bu ince detayda gizlidir.

 

Bilimsel yaşantımın sarsılmaz temel prensiplerini oluşturan beş şart şunlardır:

 

  • Meraktan çok soru sormak,
  • Bazı konularda çok tekrar yapmak,
  • Belirli konularda müzakere etmek,
  • Aklıma takılan soruların cevabını buluncaya kadar araştırmak,
  • Edindiğim bilgileri hiçbir karşılık beklemeden isteyene ve layık olana öğretmek.

 

 

Okulun ilk kademesine başladığınızda özellikle ilk tavsiyem, bütün öğretmenlerinize saygılı olmanızdır. Onlara saygılı olduğunuz müddetçe, anne ve babanıza gösterdiğiniz hürmetten daha fazlasını göstermenizi istiyorum. Saygıda kusur etmediğiniz takdirde onlardan öğrendikleriniz hem size hem çevrenize, hem evlatlarınıza hem de insanlığa büyük fayda verecektir. Kaynağına saygı göstermediğiniz ilim, sırtınızda bir yüktür. Başkalarından gizlediğiniz ve layık olana öğretmediğiniz bilgi, sizi sadece zavallı hale sokar. Senden sonraki kuşaklara ilmini aktardığın müddetçe, senin de ilmin, halk nezdinde saygınlığın ve itibarın artar.

 

 

Sevgili oğlum Selahaddin;

 

 

Bu satırları sana, yılların bana öğrettiği bazı hakikatleri paylaşmak için yazıyorum. Hayat, kimi zaman insanı sınar, kimi zaman yüceltir. Önemli olan, bu iniş çıkışlarda ayakta durabilmek ve sabırla yoluna devam edebilmektir.

 

Öleceğini bilsen de dürüstlükten ve doğruluktan asla şaşmayacaksın. Bu dünyada doğruyu söyleyen tek kişi olsan da doğruyu söylemeye ve doğru bildiğin yolda yürümeye devam edeceksin. En büyük hazinen aklın, karakterin, ahlakın ve kitapların olsun. Başarından, malından, mülkünden ve makamından kıskananlar olacaktır. Bazen parasız, pulsuz, yersiz, yurtsuz kalabilirsin. Ancak hiçbir güç, hiçbir kimse senin ahlak, karakter, akıl ve bilgi hazineni elinden alamaz. En büyük zenginlik de işte bu hazinendir.

 

En büyük erdem, kendin için değil; insanlık için yaşayabilmek ve insanlık için bir şeyler yapabilmektir. Bir bilim insanının deyimiyle: “İnsan öldüğünde değil, insanlık öldüğünde insan ölür.” Bu söz, hayat düsturun olmalıdır. Bunu başardığında, ölümsüzlük şerbetini içmiş olacaksın. Zira bilim insanlarının sadece doğum tarihleri vardır; biyolojik olsa bile, hakiki ölüm tarihleri yoktur. Bir insanın hakiki ölüm tarihi, ondan en son söz edildiği tarihtir.

 

Başarının temelinde sadece elinden geleni yapmak değil, gelmeyeni de yapabilmek vardır. Kontrol edebildiğin hırs ve azim, seni ahlaki olarak üstün başarıya götürecektir. Hırsını kontrol edemezsen insanlığını kaybedersin.

 

Her şeyden önce şunu bil: Nerede olursan ol, ne yaparsan yap, ben gerek dualarımla gerekse her konuda senin arkandayım. Senin varlığın bana her zaman güç verdi, bundan sonra da verecek.

 

Hayatta en çok dikkat etmen gereken şey doğruluktur. İnsan bazen küçük çıkarlar için doğruyu eğip bükmek ister. Ama unutma ki gerçeğin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Doğru olursan, vicdanın da hep rahat olur.

 

İkincisi, çalışmaktan yılma. Emek, insanın en büyük sermayesidir. Kolay kazanılan şeylerin kıymeti azdır. Emekle kazanılan her şey ise hem bereketli olur hem de insana onur verir.

 

Üçüncüsü, insanlara karşı merhametli ol. Birinin kalbini kırmaktansa biraz geri adım atmak daha değerlidir. İnsan gönlü, kırıldığında tamiri zor olan en hassas emanettir.

 

Son olarak bilmeni isterim ki benim için en büyük gurur, senin iyi bir insan olmandır. Mal, mülk, makam gelip geçer ama geriye sadece güzel hatıralar ve insanlık kalır.

 

Senin şahsında tüm gençliğe yaptığım bu nasihatleri yerine getirip, çok daha fazlasıyla geliştirerek evlatlarınıza, torunlarınıza ve insanlığa aktardığınızda kalbim mutmain olacaktır.

 

Sana güveniyorum oğlum. Yolun açık, bahtın aydınlık olsun.

 

Sevgi ve dua ile…

Baban

Abdulbaki Akbal