BARIŞIN KÖTÜSÜNE KARŞILIK, SAVAŞIN İYİSİ OLAMAZ!
Yeryüzünde yaşanan bunca trajedi ve acılara rağmen yine de huzur ve güvene olan ihtiyacımıza bakarak hep birlikte geleceğimize evet ile damga basarken bu sözün devamı olarak "Biz, ülkemize ve dünyaya huzur getirebiliriz!" diye haykırmanın vakti gelmiştir artık.
Bugün dünyanın kıtalararası en stratejik jeopolitik yere sahip ve Birleşmiş Milletler Merkezi olmaya aday Türkiye'mizin ne teknolojide, ne bilimsel araştırmalarda ve ne de insanlığın ihtiyaç duyduğu maddi gelişmelerin hiçbirisinde zirveye çıkmasına gerek yoktur diye düşünüyorum. Nitekim böylesi çabaları gerçekleştirmek için bu alanlarda uzun birikim ve geçmişinizin olması gerekiyor.
İşte böyle bir emri vakide bizler bu topraklarda İnsan ve İslam medeniyetlerinin merkezi haline geldiğimiz günden beri emek ve yatırımlarımızı maddiyata değil, aksine insanlığın manevi gelişimine yönelik alanlara yapmışız.
Yetişmiş alim ve bilginlerimiz inanç, ahlak, helal ekonomi, adil siyaset ve yönetim, şiir ve edebiyat branşlarında daha çok at koşturmuşlardır. Maddi anlamda ise sadece zarure-i ihtiyaç dairesinde sağlıklı bir hayat mücadelesi verebilecek kadar çaba sarf etmişiz.
Medine-i Münevvere'den başlayarak Kudüs, Şam-Dimaşk, Âmed-Diyarbekir ve İstanbul silüetlerine ecdadımız huzur ve barışın mimarisini nakşetmişlerdir. 
Muhteşem Sinan'ın yanında bütün medeniyet zanaatkarları, mimari dehalarını inanç ve ahlakımızın çeşmi kaynağı haline getirerek bu kudsi medeniyetimizin insanlığa ve asırlara huzuru ve barışı haykırması için bu insani ihtiyacı en güzel şekilde ifade etmişlerdir.

Selahaddin Eyyubi "Bu topraklar üzerinde inanç kavgasına son vermek için Kudüs'ü fethediyorum!" demesi ve Sultan Muhammed'in Fatih ünvanıyla üç kıtanın odağında zulmün geçiş güzergahı haline gelmiş Konstantiniye'yi "Mazlumların yüzyıllarca ezilmesine ve emperyalizme navendü merkez olmuş bu şehri zulmün önüne bir adalet seddine-İstanbul'adönüştüreceyim!" diye yine bu hakikati yedi kıtanın köhnemiş yönetim zihniyetlerine cesur ve kalıcı bir fermanla saplaması, dünya huzur ve barışının buradan yeşerdiğine ve büyüyeceğine en köklü delildir.


Gazali ve Akşemseddinlerin nizam-ı alem için ahlak ve siyaset bilimlerinin geliştirileceği ilim irfan medreselerini Bağdat'ta insan aklına sahip çıkan birer kubbe misali dizayn etmeleri hep bu ulvi amaca hizmet etmiştir.

Ahmedi Yeseviler, Şahı Nakşibendiler, Mevlana Celaleddin, Mevlana Halidler, Hacı Bayram-ı Veli, Pir Sultan ve Bediüzzamanlar, gönül dünyamızı insanlığa, muhabbet sofralarıyla donatılmış misafirhanelere dönüştürürken, tek amaç ve hedefleri yeryüzünde sonsuz huzuru tatmamış, tek bir canlı kalmayıncaya kadar bu mücahede ve mücadeleyi sürdürmemize yönelik imzalamak olmuştur.
Öyleyse gelin hep birlikte haykıralım artık:


Birlikteysek eğer dünya bizimle değişecek!
Birlikteysek eğer hayat bizimle renklenecek!
Birlikteysek eğer gönüller huzura ünsiyetimizle erecek!
Birlikteysek eğer nesillerimiz yarına da neşe verecek!
Birlikteysek eğer Nazım artık Necip'in tweetini de beğenecek!
Birlikteysek eğer geçmiş geleceğimizi asilce alkışlayacak!
Birlikteysek eğer ikiler, üçler, beşler soframıza buyuracak!
Birlikteysek eğer dirliğimizi, birliğimizi inan ki Yüce Yaratan da mühürleyeyecek!
Birlikteysek eğer huzur ve güveni nihayet her birimiz hak edecek!
Ruhen ve bedenen esen kalın ve unutmayın ki:
Barışın kötüsüne karşılık, savaşın iyisi hiç olmamıştır ve olmayacaktır!