Hayatın bitmek bilmeyen koşturmacası, geçim mücadelesi ve her gün yenisi eklenen gelecek planları derken, çoğunlukla en yakınımızdakileri ıskalıyoruz. Bizi biz yapan, fırtınalı günlerde gölgesine sığındığımız o asıl çınarları, modern dünyanın ve dijital gürültünün arasında bazen ne yazık ki duyamıyoruz. Bugün bu köşede, her evladın kendi içine dönüp bakması, durup bir soluklanması gereken derin bir meseleye, babaların sessiz kırgınlıklarına ayna tutmak istedim.

​Bir baba düşünün... Yokluğa kafa tutar, yorgunluğu sevdiklerine sezdirmez, en sert rüzgarlarda bile ailesine siper olmaktan geri durmaz. Ancak gün gelir, dışarıdaki hiçbir zorluğun, hiçbir amansız fırtınanın bükemediği o güçlü bileği; evladından gelen tek bir kırıcı kelime, ansızın fırlatılan tek bir sitem büküverir. Çünkü bir baba, dış dünyaya karşı ne kadar sarsılmaz durursa dursun, kendi canından bir parçanın, evladının insafsız tavrına karşı tamamen savunmasızdır.

​Peki, heybetli bir çınar gibi duran o insanları en çok ne incitir? Gelin, babaların yüreğinde sessizce sineye çektiği, o sitem dolu 6 büyük kırgınlığa yakından bakalım.

​1. Sessizliğe Mahkum Edilen Telefonlar ve Aramayan Evlatlar

​Bir baba, evladına kolay kolay "Beni niye aramıyorsun, sesini neden esirgiyorsun?" demez, diyemez. Soracak olsanız, o bildik vakur tavrıyla hep aynı cümleyi kurar: "Ben iyiyim, siz kendinize bakın, düzeninizi bozmayın." Oysa gün nihayete erdiğinde, gözü elindeki telefonun ekranına kayar. Evladından gelecek bir sese, samimi bir mesaja ya da ansızın çalacak bir kapının ihtimaline sarılır. Aramayı, sormayı ertelediğimiz her gün, onların mahrem dünyasında koca bir yalnızlık dağının büyümesine sebep olur.

​2. Yılların Tecrübesini Bir Kalemde Silen Cümle: "Sen Anlamazsın!"

​Hayatın en çetin mektebinden mezun olmuş, saçlarını ve gençliğini sizin yarınlarınız daha aydınlık olsun diye harcamış bir insana "Sen anlamazsın" demek, basit bir fikir ayrılığı değildir. O iki kelime; koca bir ömrün birikimini, emeğini ve yaşanmışlığını tek bir celsede yok saymaktır. Bir baba, değişen dünyanın her detayını yakalayamasa bile, her zaman dinlenilmeyi, tecrübesine ve fikrine hürmet edilmeyi sonuna kadar hak eder.

​3. Ömürlük Fedakarlığı Sıfırlamak: "Ne Yaptın Ki Benim İçin?"

​Bir insanın, bir başkasının hayatı uğruna kendi gençliğini, hayallerini ve şahsi beklentilerini rafa kaldırması ne kadar kolay olabilir? Öfke anında, fevri bir şekilde sarf edilen tek bir "Benim için ne yaptın ki?" cümlesi, o sessiz ve derinden yürütülen ömürlük fedakarlığı bir anda değersizleştirir. Bu cümle, bir babanın kalbine saplanabilecek en sivri, en zehirli oktur.

​4. Gönül Bağını Göreve İndirgemek: "Mecbursunuz!"

"Mecbursunuz, beni dünyaya siz getirdiniz..." Bu soğuk, mekanik ve hesabi yaklaşım, kutsal vefa duygusunu bir zorunluluğa, karşılıksız sevgiyi ise bir memuriyet görevine indirger. Oysa anne ve babalık, sadece hukuki ya da yasal bir sorumluluktan ibaret değildir; ilk nefesten son nefese kadar kesintisiz süren, hesapsız bir yürek işidir.

​5. Omuzlardaki Yükü Hafifletmek Yerine Daha da Ağırlaştırmak

​Belli bir yaş kemale ermiş, artık kendi kanatlarıyla uçması ve hayata atılması gereken evlatların, hâlâ babanın omuzlarına yük olmaya devam etmesi o çınarı içten içe bitirir. Yaşı otuza dayanmışken bile kendi ayakları üzerinde duramayıp sürekli baba desteğine sığınan evlat, yaşlı bir adamın zaten yorgun olan omuzlarındaki hayat yükünü taşınmaz bir noktaya getirir.

​6. En Derin Yara: Babaya Karşı Sesini Yükselten Evlat

​Bir evlat, babasının karşısında sesini yükselttiğinde sadece desibel sınırlarını aşmış olmaz; aradaki o görünmez, asil saygı duvarını darmadağın eder. Babasının kalbinde tamiri imkansız yaralar açarken, aslında farkında olmadan onun gözündeki kendi değerini ve kredisini de eksiltir.

​Telafisi Olmayan Pişmanlıklara Geç Kalmadan...

​Dostlar; bu fani hayatta pek çok hatanın, pek çok maddi kaybın telafisi mümkündür. Ticarette kaybedersiniz; rızkın peşinden koşar, çalışır yeniden kazanırsınız. Önemli bir sınavı kaybedersiniz; bir sonraki sene daha çok gayret eder, yine girersiniz.

​Ama hayatta bazı pişmanlıkların geri dönüşü, bazı kayıpların telafisi yoktur.

​Eğer babanız kırıldığı hâlde rengini belli etmiyorsa, içi yandığı hâlde karşınızda dik ve güçlü durmaya çalışıyor ve dizleri yorulduğu hâlde sizin geleceğiniz için yürümeye devam ediyorsa; ona hak ettiği değeri, sevgiyi ve saygıyı hissettirmek için sakın yarını beklemeyin. Yarın, çok geç olabilir.

​Eğer babanız hâlâ hayattaysa ve nefes alıyorsa, bu satırları okur okumaz rehberinizden onun adını bulun ve tuşuna basın. Sadece "Nasılsın baba, sesini duymak, hayır duanı almak istedim" demek bile, o yorgun omuzlardaki tüm yükü bir anda hafifletmeye, o kalbi asırlarca ısıtmaya yetecektir.

​Henüz vakit varken, heybetli ve sessiz çınarlarımızın kıymetini bilelim. Elimizdekileri kaybetmeden vefayı kuşanmak, her evladın boynunun borcudur.