Nusaybin, artık sadece bir sınır şehri değil… Sokaklarında tarih dolaşan, kadim çarşısında farklı dillerin yankılandığı, misafirin giderek çoğaldığı bir şehir olmaya doğru emin adımlarla ilerliyor. İnsan bazen bunu sabah kepenk açan esnafın yüzünden en iyi anlıyor. Çünkü şehir büyümeden önce umut büyür.

Turizm dediğimiz şey yalnızca masmavi deniz, devasa oteller, modern tabelalar ya da lüks restaurantlar değildir. Turizm, bir şehre gelen insanın kendini nasıl hissettiğidir. Bir turist bazen tarihi unutabilir, ama kendisine uzatılan bir bardak çayı unutmaz. Bir dükkânda gördüğü samimiyeti yıllarca anlatır. Bugün Nusaybin’in en büyük ihtiyacı sadece daha fazla müşteri değil, daha fazla "memnun müşteridir."

Eskiden çarşı kültürümüzde bir söz vardı: “Bir çay içmeden müşteri gönderilmez.” Çünkü ticaret yalnızca para kazanmak değil, gönül kazanmaktı. Ki Nusaybin’in genlerinde misafirperverlik zaten var. Bu şehirde insanlar kapısına geleni önce misafir bilir, sonra müşteri. Belki de bugün modern satış tekniklerinden daha kıymetli olan şey tam olarak budur: samimiyetin ve tebessümün hâlâ kaybolmamış olması.

Geçen gün çarşıda yaşlı bir esnafın dükkânına uğrayan yabancı bir aileyi izledim. Çocuk ayakkabıya bakıyordu. Adam fiyat sormadan önce esnaf çocuğa küçük bir şeker uzattı. Sonra dilinin döndüğünce birkaç İngilizce kelimeyle gülümsedi. Satış oldu mu olmadı mı bilmiyorum; ama yabancı aile dükkândan çok mutlu ayrıldı. İşte turizmin özü budur. İnsan bazen ürünü değil, gördüğü değeri satın alır.

Bugün birçok esnafın fark etmesi gereken önemli bir mesele var: Artık müşteri sadece ürün almıyor; deneyim, memnuniyet, sadakat, güven satın alıyor.

Artvin’den, Aydın’dan, Hatay’dan gelen de olur; Suriye’den, Irak'tan, Almanya’dan, İsviçre’den gelen de… İnsanların baktığı şey aslında aynıdır: “Bana nasıl davranıldı..?

Yüksek sesle çağırmak değil, güven vermek müşteri çeker. Israr etmek değil, yardımcı olmak satış getirir. Bir kez fazla kazanmak değil, müşteriyi yeniden getirmek berekettir. Zira bu şehrin esnafı, “iyi esnaf” olmanın ne demek olduğunu bilen bir geçmişe ve tecrübeye sahiptir.

Nusaybin’in sokakları tarih kokuyor, kardeşlik kokuyor, samimiyet kokuyor... Zeynel Abdin Camisi'nin, Mor Yakup Kilisesi’nin taşlarında geçmiş var. Eski çarşının gölgesinde sıcak hikâyeler var. Böyle şehirlerde esnaf sadece satıcı değildir; şehrin yüzüdür. Gelen turist önce dükkân sahibinin tavrını görür, sonra şehri tanır.

Bazen küçük bir jest, büyük fark oluşturur:
- Dükkânın temiz olması…
- Güler yüz…
- Samimiyet..
- Güven..
- Fiyat konusunda net olmak…
- Bir yabancıya yol tarif etmek…
Hatta bazen satış yapamasan bile “Yine bekleriz!” diyebilmek…

Çünkü müşteri memnuniyeti, reklamdan daha güçlüdür. Çünkü memnun ayrılan bir müşteri zamanla sadece yeniden gelmez; yanında yeni müşteriler de getirir. Hatta bir süre sonra işletmenin görünmeyen ortağına dönüşür.

Nusaybin’in önünde güzel bir yol var. Yazımın girişinde de belirttiğim gibi, şehir artık turizm şehri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ancak bu yolun nasıl şekilleneceğini sadece tarihi yapılar ya da kalabalık caddeler değil; kadim halkımızın tavrı, esnafın ahlakı belirleyecek. Çünkü bir şehrin turizmi önce insanların kalbinde başlar.

Ve unutulmamalı: "Bir dükkânın en değerli vitrini camı değil, esnafın güler yüzüdür..."

****
Son olarak Nusaybin’in tanıtılması noktasında gayret gösteren başta Esnaf ve Sanatkârlar Odası olmak üzere, diğer oda ve kuruluşlara, otel sahiplerine şükranlarımı sunuyorum.