Bir İlçenin Ekonomik Çöküş Hikâyesi: Nusaybin
Mezopotamya'nın bereketli kapılarından biri olan Nusaybin bugün ekonomik çöküşün sembol ilçelerinden biri haline gelmiş durumda. Oysa bu topraklar, sadece tarihsel zenginliğiyle değil, tarımsal üretimi ve ticari canlılığıyla bölgenin omurgalarından biriydi.
Bir İlçenin Ekonomik Çöküş Hikâyesi: Nusaybin
Sevgili okurlarım, bir zamanlar bereketiyle anılan Nusaybin Ovası’nı bilenler iyi hatırlar. Pamuk tarlaları ufka kadar uzanır, Beyaz Su Deresi toprağa hayat taşırdı. Yaklaşık yirmi beş yıl öncesine kadar bu topraklarda 60 bin dekara yakın alanda pamuk ekilir, binlerce aile geçimini bu bereketten sağlardı. Bugün ise o manzaranın yerinde derin bir sessizlik var.
Bu sessizliğin ilk nedeni sudur. Beyaz Su’nun; başta Mardin merkez olmak üzere Midyat ve Kızıltepe’ye içme suyu olarak taşınması, Nusaybin’e ulaşan su miktarını neredeyse üçte bire düşürdü. Su gidince pamuk da gitti, tarım da gitti. Çiftçi toprağa küstü, üretimden çekildi. Üstelik bu kaybın ekonomik ve sosyal sonuçları uzun süre yeterince konuşulmadı.
Nusaybin ekonomisinin ikinci can damarı ise sınır ticaretiydi. Nusaybin–Kamışlı Sınır Kapısı açıkken her gün binlerce insan ilçeye girip çıkıyor, esnaf siftahsız dükkân kapatmıyordu. Küçük bir ilçe için bu hareketlilik büyük bir ekonomik canlılıktı. Ancak 2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte kapı kapandı. O gün aslında yalnızca bir sınır kapısı değil, Nusaybin’in umudu da kapandı.
Yetmedi… 2016 yılında yaşanan hendek olayları ilçenin kaderine bir darbe daha vurdu. Altı mahallenin tamamen yıkılması, kent merkezinin aylarca kapalı kalması, zaten kırılgan hâle gelen ekonomiyi çökertti. En acı tablo ise göçte ortaya çıktı: İlçeden ayrılanların önemli bir kısmı geri dönmedi. Sermaye gitti, insan gitti, umut gitti.
Bugün gelinen noktada Nusaybin’de işsizlik ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Üretim yok, ticaret yok, yatırım yok. Geriye kalan geniş bir kesim ise sosyal yardımlarla ayakta kalmaya çalışıyor. Bu yalnızca ekonomik bir sorun değil; aynı zamanda onur kırıcı, toplumsal yapıyı zedeleyen ve geleceği karartan bir tablodur.
Nusaybin’in yaşadığı bu çöküş kader değildir. Yanlış su politikalarının, kapalı sınırların ve çözümsüzlük üreten güvenlik anlayışının bir sonucudur. Eğer gerçekten bu ülkenin her köşesi eşit derecede değerliyse, Nusaybin’in de yeniden üretime, ticarete ve umuda kavuşması gerekir. Aksi hâlde bu sessizlik daha da büyüyecek; kaybeden yalnızca Nusaybin olmayacaktır.
Köşenin Sözü: “Bize kalmayacak bir dünya için, bize kalacak günahlar biriktiriyoruz.” (Malcolm X)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir – Denetçi

0 Yorum