BİR TUTAM HUZUR İÇİN
Bu makale postmodernizm açısından oldukça ilginç bir eleştirel duruş sergiliyor. Postmodern düşünce genellikle gerçekliğin parçalı, göreceli ve söylemlerle inşa edildiğini savunur; bireyleri mutlak doğrulara karşı kuşku duymaya çağırır. Oysa bu metin, tam tersine, “aşikar olan”, yani sorgulamaya gerek duyulmayan yalın hakikatlerin var olduğunu savunur. Bu açıdan makale, postmodernizmin “her şey yoruma açıktır, gerçek yoktur” anlayışına karşı modern öncesi bir saflık ve öz gerçeğe dönüş çağrısı gibidir. Postmodern dönemin simgesi haline gelen sosyal medya gürültüsünü, “kimlik performanslarını” ve “yapay karmaşaları” eleştirerek, bireyin kendi özüne, filtresiz deneyimine dönmesini önerir.
Hayatta bazı şeyler, o kadar açık ve nettir ki derinlemesine analiz edip araştırmaya veya sorgulamaya hiç gerek yoktur. Tıpkı gözlerini kapatıp yüzünü güneşe döndüğünde hissettiğin o sıcaklık, ya da bir dost elinin omzuna dokunuşundaki içtenlik gibi.
Ancak insanoğlunun en büyük handikapı da bu değil midir zaten? En sade, en yalın, en kuşkusuz gerçeklerin bile etrafında kendi kendine karmaşık labirentler inşa etmek. Sevgi, iyilik, dürüstlük, adalet gibi.
Bu kavramların özü o kadar berraktır ki, onları kelimelere dökmeye çalıştığımızda bile anlamını biraz yitirirler. Çünkü insan doğasına en uygun güzellikler sessizce yaşanır, hissedilirler; gürültüyle anlatılamazlar.
Tıpkı suyun ıslak, ateşin yakıcı olması gibi, onlar da olması gerekenin ta kendisidir. Bizler ise bu netliğin içine, geçmişten gelen korkularımızı, beklentilerimizi ve önyargılarımızı karıştırarak bulanıklaştırırız. Saf bir kaynak suyu gibi duru olan bu gerçekleri, zihnimizin "bu doğru bana yetmez" çamuruyla bulandırırız.
Oysa berrak bilinçleri ile çocuklara bakın; sevginin ne demek olduğunu bizim gibi uzun analizlere ihtiyaç duymadan, kalplerinin saf rehberliğinde hissedip hemen bilirler.
Onların zihinleri çünkü, henüz hayatın karmaşık filtrelerinden geçmemiş, gerçeği olduğu gibi yansıtan aynalardır. Belki de asıl kaybettiğimiz, bu "aşikar olanı" tebessüm ile süslü mimiklerle olduğu gibi kabul edebilme cesaretidir!
Örneğin, tarihsel olarak kişiye sonradan giydirilmiş, aidiyet ve varoluşsal güven ihtiyacını karşılayan kıyafetler olarak ırk, cinsiyet veya cebindeki para, insana değer biçen temel kıymetler değildir; bilakis bu saydıklarımız kişiye kattığı zenginliklerin yanında insanın davranışa dönüşen karakteri ve yaptıklarının neticeleri bize değer biçen kriterlerdir.
Bu o kadar açıktır ki üzerine bir cümle kurmak dahi fazla gelir.Ama gelin görün ki, modern dünya sofrasında ulaştığımız rahatlık belki de bizi bu basit gerçeği her gün yeniden ve yeniden sorgulamaya, tartışmaya, kendimizi "her mecrada görünür kılıp" ispat etmeye zorluyor.
Eskiden belki bir fotoğraf veya bir günlükle kayıt altına alınan bir hatıranın çevremize paylaşımıyla bir anlam kazandıran çoğu şeyi, bugün bizlere ne kazandırdığını hiç mi hiç düşünmeden "adet yerini bulsun" misali amel defterlerimize müsvedde olarak ekliyoruz.
Sosyal medyada sürekli bir gürültü, önüne kattığı her şeyi alıp taşıyan bir sel misali karmakarışık bir bilgi cenderesi hakim. Bu cenderenin içinde sadece karmaşık bilgi değil, aynı zamanda korku, kıskançlık ve yapay krizler de sürüklenip duruyor.
Bazen, doğrunun fotoğrafını çekip paylaşabileceğimiz kadar net olduğu anlar da vardır bu modern hayatta, ancak biz yine de onu, kendimizi değerli kılabilmek adına oluşturduğumuz filtrelerden geçirmekten, zihinsel yanlılığımızın insafsızlığına bırakmaktan bir türlü vazgeçmiyoruz.
İşte bu durum, bizi basit ve temel doğrular yerine, karmaşık ve yapay olana inanmaya itiyor.
Halbuki, tam da bu noktada biraz sadeleşmeye, aşikar olana güvenmeye ihtiyacımız vardır.
Öyleyse diyebiliriz ki:
> Huzur, kaos ve karmaşıklıkta değil; aksine anlamın sadeliğinde, doğallıkta ve apaçık olana güvenebilmekte gizlidir.
Belki de şu an, tam da bu yazının sonuna vardığımız gerçek anda, zihnimize "Dur!" deyip, o berrak çocuk bilincimize kulak vermenin, hayatın apaçık gerçeklerine bir nefeslik de olsa sarılmanın zamanıdır.
Çünkü huzur, en nihayetinde, gereksiz karmaşaları çöpe atıp, basit ve küçücük doğrularla barışabilmekte veya buluşabilmekte saklıdır.
Tabii ki huzuru, gerçekliğin tek ve basit oluşunda değil de ucu açık çoklu anlamlarda ve hakikatin çoklu berraklığında da aramak mümkündür; bir suyun safiyetine onun üzerinde oluşan dalgaların zarar vermediği gibi!
Sonraki düşünsel sohbetimizde de bu konuya kafa yormak ümidiyle kalın sağlıcakla..!

8 Yorum
Ahmet Dağar
20.11.2025 01:15:41
Emeğinize sağlık hocam, çocuğun hayata bakışı gibi doğal ve basit yaşamamız dileğiyle. Basit ve gösterişsiz yaşamak belki demutluluğun reçetesidir. Güzel tespitlerde bulunmuşsunuz. Postmodernizm , modernizme karşı olarak ortaya çıkmıştır, Modernizmin(bilimsel yöntemin) bize dayattığı mutlak gerçeğe itirazdır postmodernizm. İnşalla bir ara sizinle keyifli bir sohbet ederiz hocam .
Nurettin Yiğit
20.11.2025 22:16:25
Teşekkür ederim Ahmet bey kardeşim! Evet geleceğimiz üzerinde çok karmaşık tartışmalar yerine basit ve gösterişsiz düşünüp belki böylece daha hızlı ve etkili çözüm ve neticeler elde edebiliriz. Modernizm ve onun aslında belki de başka bir versiyonu fakat onu eksik bularak eleştirrn postmodernizm ikisi de bizim medeniyet ve insaniyet çıtamız dışında oluşup gelişen yapılardır diye düşünerek hareket rotamı kuruyorum. Bize katkıları varmıdır elbette olmuştur; alternatifsiz kaldığımız her konuda ortaya ne konmuşsa ona muhtaç kalmışız. Bu konuyu tartmak ve tartışmak düşünsel ufkumuza daha da güzel katkılarda bulunacaktır elbette!
Necmettin Aydoğan
15.11.2025 09:56:08
Yüreğine sağlık seyda , çok güzel bir yaklaşım
Nurettin Yiğit
15.11.2025 10:49:14
Eyvallah kıymetli dostum, teşekkür ederim! Hızlı yaşamın anlam kaybettirdiği bu günlerde gerçekten basatet ve basirete olan ihtiyacımız göz önündedir!
Selahaddin
14.11.2025 21:33:46
Er zamanki gibi huzur dolu nasihatler çok teşekkürler hocam
Nurettin Yiğit
14.11.2025 23:25:28
Huzur duygusuna bir zerrecik te olsa vesile olmak, bugün dünyanın en kıymetli ve en yüksek endeksidir! Borsa ve diğer dünyevi kıymet endeksleri bunun karşısında halt etmiştir bence! Çünkü en büyük ihtiyaç bugün dünyada karşılıklı güven ve huzurdur!
Abdulselam Aydın
14.11.2025 21:32:01
Hayatın en yalın gerçekleri aslında hep gözümüzün önündedir; bir çocuğun içten gülüşünde, güneşin tenimize dokunuşunda ya da bir dostun omzumuza bıraktığı sükûnetli elde… Fakat büyüdükçe zihnimizi gereksiz karmaşalarla doldurur, apaçık olanı bile tartışmaya açar, kendimize değer biçmek için görünürlük ararken içimizdeki asıl huzuru unuturuz. Oysa ruhun ihtiyacı gösteriş değil, sadelik ve hakikatin kendiliğinden parlayan berraklığıdır. Nurettin Üstadım Senin de vurguladığın gibi, değerimizi belirleyen şey ne sahip olduklarımız ne de dışarıdan görünen kabuklarımızdır; insanı insan yapan, kalbinden davranışa dönüşen halidir. Modern dünyanın gürültüsünden bir an uzaklaşıp içimize döndüğümüzde, huzurun karmaşık cevaplarda değil, en basit doğrularla barışmada saklı olduğunu yeniden hatırlarız. Bu yazı da işte o hatırlamanın ince bir çağrısı gibi; kalbi duru olana yönelten, sessiz ama etkili bir dokunuş. Yazmaya devam güzel kardeşim sen yazdıkça gönüller gülistan olacak inşallah Kalemin daim olsun.
Nurettin Yiğit
14.11.2025 23:21:17
Maşallah, yorum bazen makaleyi özetler ya, işte sizin de bu dokunuşunuz omuzumuzda dostane sıcak bir insani duyguyu daha da artırdı ve yazma heyecanımızı ziyadeleştiriyor Abdulselam Üstadım! Sözün gücüne ve iyiliği, barışı, toplumsal huzuru tetiklemesine gerçekten çok ihtiyacımız var! Teşekkür ederim ????