CARPE DIEM — ANIN KIYMETİNİ BİLMEK 

 

Sabahın ilk ışıkları pencereden süzülüyor.

Elinde kahvesiyle aynaya bakan biri var.

Gözlerinin altındaki çizgilere, zamana, geçmişe bakıyor.

Bir an içinden geçiyor:

“Keşke gençliğimin değerini bilseydim…”

 

Aslında hepimiz o cümleyi bir gün söylüyoruz.

“Carpe Diem” Anı yaşa!

Peki bu sadece kulağa hoş gelen bir söz mü, yoksa gerçekten yaşayabildiğimiz bir hal mi?

 

Anı yaşamak : geçmişin pişmanlıklarından, geleceğin endişesinden sıyrılıp şimdiyi hissetmek demek.

Ama ne yazık ki çoğu zaman bunu, zaman geçip gidince fark ediyoruz.

Gençken elimizdekilerin farkında olmadan yaşıyoruz:

güzelliğin, sağlığın, nefesin, gülüşün…

Hepsi birer an, birer hediye.

 

Ben “anda kalmayı” kendini sevmekle çok ilişkilendiriyorum.

Çünkü kendini seven insan, geçmiş ve gelecek arasında kaybolmak yerine “şimdi”de kalır.

Kendini hisseder, kendine dokunur, yaşadığını fark eder.

Ne kadar kendimizi seversek, o kadar anda oluruz.

 

Ama kendini sevmek… sosyal medyada gördüğümüz kadar kolay mı gerçekten?

Kahvesini eline alıp “self love” etiketiyle paylaşanlar, sabah meditasyonları, motivasyon podcastleri…

Hepsi güzel ama yeterli mi?

Doğan Cüceloğlu’nun o muhteşem sözünü hatırlayalım:

 

“Bazı insanlar dünya beni görsün diye, bazıları ise dünyayı görmek için dağlara çıkar.”

 

Kendini sevmek işte tam burada başlıyor.

Dünya seni görsün diye değil, sen dünyayı görebil diye.

Yani dışarıya değil, içeriye dönmekle.

 

Bir insanın yaşamının anlamı, “ben”i aştığı yerde başlar.

Kendini sevmek dışarıdan gelen uyaranlarla doldurulamaz.

Bir süre iyi hissedersin, sonra içindeki çukur yine derinleşir.

Çünkü eksik olan dışarıda değil, içinde.

Kendinden esirgediğin sevgiyi başkalarına verirsin,

ve bir bakmışsın çocukluğunu, gençliğini, anlarını kaçırmışsın.

 

Peki ne yapacağız?

Nasıl kendimizi sevip anda kalacağız?

 

Önce kendimizi olduğumuz hal ile kabul ederek başlayacağız.

İyi ve kötü yanlarımızla, eksiklerimizle, hatalarımızla.

Kendini reddeden insan, yavaş yavaş yok olur çünkü.

 

Sonra, başkalarına gösterdiğimiz sevgiyi kendimize de göstermeyi öğreneceğiz.

Buna öz şefkat diyoruz.

Zeynep Selvili’nin dediği gibi,

“Bu yolculukta kendimizi daha iyi hissetmeden önce, bir süre kötü hissedebiliriz.”

Ama işte tam orada büyürüz.

Çünkü şefkat, sadece iyi hissetmek değil 

acıya rağmen iyi kalabilmeyi öğrenmektir.

 

Kendini sevmek, farkındalıkla başlar:

Öz şefkatle tamamlanır.

Zamanla içimizdeki o çukur dolmaya başlar.

Toprak dolar , ilk filizler çıkar,

ve biz kendimizi sevdikçe, o filizler meyveye dönüşür.

 

Unutma:

değişim seninle başlar.

Sen değişince, dünya da seninle birlikte değişir. Bu yazı ile ilgili spot metin oluştur etiketleme oluştur