İnsanlığınızı kaybetmek umurunuzda değilse, sahip olduklarınızla kendinizi değerlendirmeye devam edin.

Sosyal medya beğenileriyle ruhunuzu doyurmaya, banka hesaplarınızla karakterinizi ölçmeye ve unvanlarınızın gölgesinde bir kimlik inşa etmeye devam edebilirsiniz. Ancak; kendinizi ve şahsiyetinizi olgunlaştırarak varlığınıza kalıcı, zamanüstü değerler katmak istiyorsanız, o zaman şeklinize değil özünüze bakın! Çünkü modern dünya bize sürekli "ne kadar ettiğimizi" fısıldarken, kadim hikmet "ne olduğumuzu" gür bir sesle hatırlatır.

Piyasa Karakteri ve Sahip Olma Çıkmazı

Modern toplum yapısı, eskiyi-geçmişi redettiğinde insanı bir "özne" olmaktan çıkarıp "nesne" haline getiren devasa bir pazar yerine dönüştü. Sosyolog Erich Fromm, bu durumu "Sahip Olmak ya da Olmak" ayrımıyla özetler. Fromm’a göre modern insan, varlığını özünde karakterine değil, sadece sahip olduğu metalara ve sosyal unvanlara dayandırır. Kişi kendisini bir meta gibi beğeni ve satışa sunduğunda, değeri artık içsel erdemlerine değil, piyasadaki "değişim değerine" yani ederine bağlı kalır. İşte bu durum, insanı kendi hakikatine yabancılaştıran trajik bir başlangıçtır.

İlahi Terazi ve Manevi Pusula

İnsanoğlu bu yanılsama içinde sürüklenirken, vahiyle gelen ilahi mesaj insanın değerini bambaşka bir teraziye koymaktadır. Hazreti Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde bizleri şöyle uyarır: "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakarak değil; ancak kalplerinize ve amellerinize bakarak değerlendirir!" (Müslim, Birr, 34).

Bu ilahi ölçü, bugün "görünme" ve "sergileme" çılgınlığı içinde kaybolan insanlık için en net çıkış yoludur. Kur'an-ı Kerim de Kehf Suresi 46. ayette; malın ve evladın dünya hayatının geçici birer süsü (ederi) olduğunu, kalıcı olanın ise sadece "salih ameller" (değerler) olduğunu vurgular. Ederimiz dünya sahnesi kapandığında biterken, değerlerimiz ebediyete uzanan birer köprüdür.

Elbette şunu da belirtmek gerekir ki, kalıcı ve faydalı bir değer yaratacak ise sahip olduğumuz bir ederi-varsa karizmatik bir kazanımı sergilemek te insanın en temel ve doğru hakkıdır. Neticede hayat yolculuğunda moral ve motivasyon kaynağı olarak yaşam sevincimizi diri tutmak hiç kimsenin ayıplamayacağı bir gerçektir. Dolayısıyla yeri geldiğinde sevinecek, gülecek ve beraberlik duygusunu halay çekerek te göstereceğiz.

Yokoluşun Çığlıkları

Ancak ne var ki bugün yakın çevremizde ve dünyada değersizce elimizden kayıp giden canlar ve ruhlar, aslında içine düşüp sürüklenmeye devam ettiğimiz bir değer-eder dengesizliğinden ortaya çıkan açık bir travmanın çığlığıdır. İbret alamadan ruh penceremizden gelip geçen her bir vukuat ve olay bizlerden nice güzellikleri alıp götürdüğünü mutsuzluk ve huzursuzluğumuzdan net bir şekilde fark edebiliriz. Bu içsel huzursuzluk, aslında ruhun asli değerlerine duyduğu özlemin ve sadece "eder" odaklı bir sahte dünyadan duyduğu yorgunluğun bir dışavurumudur.

Öz ve Suret: Erdemli Şahsiyetin İnşası

İslam filozofları da bu ayrımı "cevher" ve "araz" üzerinden okumuşlardır. Farabi, Medinetü’l-Fazıla (Erdemli Şehir) eserinde, bir toplumun ancak erdemler-değerler etrafında birleşirse ayakta kalabileceğini söyler. Sadece maddi kazanç ve eder üzerine kurulu bir yapı, ederlerin değişkenliği yüzünden çökmeye mahkumdur. Hazreti Mevlana ise bu çatışmayı muazzam bir metaforla özetler: "Surete bakma, sirete (öze) bak." İnsan, sofradaki "ederini" artırmak için secdedeki ve gönüldeki "değerini" feda ettiğinde, bedeni doysa da ruhu aç kalacaktır.

Bir Tercihin Eşiğinde

"Ederlerimiz", hayatta kalmamız için gerekli olan araçlardır; ancak "Değerlerimiz", yaşama amacımızı oluşturan ruhun ta kendisidir. Araçların amaç haline geldiği bir çağda, insanlığımızı korumanın tek yolu, dış dünyanın bize biçtiği fiyat etiketlerini reddedip, karakterimizin paha biçilemez onuruna geri dönmektir. Unutulmamalıdır ki; "ederi" yüksek olanlar belki dünyayı arzuladıkları bir yere yönlendirebilir ancak, sadece "değerleri" yüksek olanlar dünyayı kalıcı bir şekilde güzelleştirebilir.

O halde haydi; daha fazla geç kalmadan ömür dakika ve saatlerimizi sonsuz bir huzur, mutluluk ve gönül rahatlığıyla, yani gerçek değerlerimizle sabah karşılaştığımız ilk canlıya bir tebessüm ile süslemeye ne dersiniz:

-Ê de keremkin..!