Bugün öğrencilerimiz Liselere Giriş Sınavı’ndan (LGS) çıktılar. Kimisi aklındaki soruları yanıtlayıp rahatlamış, kimisi ise zihninde çözemediği sorularla huzursuz bir bekleyişe girmiş durumda. Ancak bizler, anne babalar ve eğitimciler olarak şu gerçeği hatırlamalıyız: Bu sınav, bir gencin hayat memat meselesi değildir.

Akademik Gerçeklik: Yetenek-İş Uyumu

Psikolojide "Mesleki Tatmin" (Job Satisfaction) üzerine yapılan çalışmalar, bireyin ilgi ve yetenekleriyle örtüşmeyen bir işte çalışmasının, uzun vadede sadece verim kaybına değil, ciddi mental sağlık sorunlarına yol açtığını kanıtlıyor. Gallup verilerine göre, dünya genelinde çalışanların büyük çoğunluğu iş yerinde aidiyet hissetmiyor. Bunun temel sebebi, çocukluktan itibaren "prestijli" görülen alanlara yönlendirilmeleri, oysa kendi doğal yeteneklerinin köreltilmesidir.

Bilgelerin Işığında: "Herkesin Yolu Kendi Yeteneğindedir"

Bu topraklarda yetişen büyük âlimler, insanın "fıtratına" uygun yaşamasının önemini yüzyıllar öncesinden vurgulamıştır:

  • Ahmed-i Hani: Nûbihara Biçûkan eserinde eğitimin temel amacının çocuğun potansiyelini ortaya çıkarmak olduğunu savunur. Ona göre ilim, insanın kendini bilmesi ve çevresine faydalı olması içindir. Hani’nin yaklaşımı, öğrencinin zihinsel kapasitesini zorlamak değil, onu karakterli ve işinin ehli bir birey olarak yetiştirmektir.
  • Said Nursi: İnsanın çalışma konusunda "kendi istidadına (yetenek) uygun olanı" seçmesi gerektiğini ifade ederken; "Herkesin istidadı farklıdır" diyerek, her bireyin kendine has bir kabiliyeti olduğunu ve başarının o işi "hakkını vererek" yapmakta gizli olduğunu vurgular.

"Balığı Ağaca Tırmanmaya Zorlamayın"

Albert Einstein’a atfedilen meşhur söz, eğitim sistemimizin en büyük yanılgısını özetler: "Herkes bir dahidir. Ama siz bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirecektir." Bizim de çocuklarımıza yaptığımız budur; onların özgün "yüzme" yeteneğini görmezden gelip, herkes gibi "ağaca tırmanmalarını" bekliyoruz.

Saygınlık Unvanda Değil, Ustalıkta Gizlidir

Bir toplumun kalkınması, sadece doktorların veya mühendislerin varlığıyla değil, o toplumu ayakta tutan her bir zanaatkârın "işinin ehli" olmasıyla mümkündür. İbn-i Haldun, Mukaddime’sinde medeniyetlerin yükselişini, bireylerin kendi yeteneklerine uygun işlerde uzmanlaşmasıyla açıklar. Bugün "abi/abla" diyerek saygı duyduğumuz o mahir usta, aslında toplumun yaşam kalitesini belirleyen en önemli aktördür.

Büyükler İçin Bir Çağrı: Rehber Olun, Mimar Değil

Çocuklarımızın hayatına dair verdiğimiz kararlarda şu iki noktada fren yapmalıyız: İş ve Eş.

Bu iki karar, bireyin kendi özgür iradesiyle inşa etmesi gereken bir yaşam alanıdır. Viktor Frankl, "İnsanın Anlam Arayışı" eserinde, anlamlı bir hayatın dışarıdan dayatma ile değil, içeriden bir keşifle kurulabileceğini söyler.

Sonuç Olarak;

Başarı; yüksek puanlar alıp mutsuz bir kariyer sürmek değildir. Başarı, kişinin severek yaptığı, ustalaştığı ve toplumuna fayda sağladığı bir alanda mutlu olmasıdır. Bugün sınavdan çıkan öğrencimiz için her şey yeni başlıyor. Sınav kağıtları sadece birer araçtır; bizim onlara olan rehberliğimiz ve sevgimiz ise geleceği inşa edecek olan temeldir.

​Gençlerimizin elinden tutalım, önlerine koyduğumuz duvarları kaldıralım. Çünkü gerçek saygınlık, diplomadaki mühürde değil, bir işi tutkuyla ve hakkını vererek yapmanın gururundadır.