Doğanın Dili mi, İnsan Müdahalesi mi?
Ortadoğu bölgesi epey bir zamandır kuraklıkla boğuşuyor. Şarkılara konu olmuş dilimizden düşürmediğimiz bir cümle "Yağdır Mevlam Su" derdik. Bu seneki mevsimimiz çok yağışlı geçti biliyorsunuz. Yağışlar artınca bereket mi , manipülasyonlara kapıldık. İşin gerçeğine baktığımızda Nisan ayında İrani Irak, Türkiye ve Suriye'nin büyük bir kısmında yağışlar artınca İran bunu meteorolijiye değil komplo teorisine bağladı. Temel iddiası İran; Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Amerikan radar üssünü vurmuş; o radar üssü de bölgedeki rağümuru engelleyen sistemin parçasıymış. Üs vurulunca sistem bozulmuş, gök açılmış, bulutlar yağmur olup akmış.
Doğanın Dili mi, İnsan Müdahalesi mi?
Bölgemiz uzun yıllardır kuraklıkla mücadele eden bir coğrafya. Özellikle son 20-25 yılda yağışların yetersiz kalması, toprağı da insanı da derinden etkiledi. Tarlalar susuz kaldı, ürünler azaldı, çiftçi umudunu çoğu zaman gökyüzüne bağladı. “Yağdır Mevla’m su” sözleri, yalnızca bir dua değil; aynı zamanda bir çaresizliğin ve beklentinin ifadesi haline geldi.
Ancak bu yıl tablo değişti. Alışılmışın dışında, oldukça bereketli yağışlar yaşandı. Toprak suya doydu, barajlar doldu, ekinler canlandı. İlk bakışta bu durum, yıllardır özlenen bir nimetin geri dönüşü olarak görülmeli. Nitekim tarımla geçinen bölgemiz için yağmur, sadece su değil; aynı zamanda geçim, umut ve gelecektir.
Fakat her olumlu gelişmede olduğu gibi, bu durum da farklı yorumları beraberinde getirdi. Kimileri bu yağışları “ilahi bir lütuf” olarak değerlendirirken, kimileri ise “doğal olmayan müdahaleler” iddialarını gündeme taşıdı. Özellikle son yıllarda sıkça dile getirilen iklim mühendisliği, bulut tohumlama gibi konular, bu tartışmaların merkezine oturdu.
Bilimsel açıdan bakıldığında, yağışların artması çoğunlukla küresel iklim değişikliği ile ilişkilendirilir. İklim değişikliği, bazı bölgelerde kuraklığı artırırken, bazı bölgelerde ise ani ve yoğun yağışlara neden olabilmektedir. Yani yıllarca süren kuraklığın ardından gelen bu yağışlar, doğanın dengesizleşen yapısının bir sonucu da olabilir.
Öte yandan Bulut tohumlama gibi teknolojiler de gerçekten vardır ve bazı ülkelerde sınırlı ölçüde uygulanmaktadır. Ancak bu yöntemlerin geniş coğrafyaları uzun süreli ve yoğun şekilde etkileyecek düzeyde kullanıldığına dair güçlü ve kesin bilimsel kanıtlar bulunmamaktadır. Bu nedenle her yoğun yağışı “manipülasyon” olarak değerlendirmek, çoğu zaman bilimsel gerçeklerden uzak bir yaklaşım olur.
Aslında burada önemli olan, yağmurun kaynağından çok onun nasıl değerlendirildiğidir. Yıllarca beklenen bu bereketi doğru yönetemezsek, kısa süreli bir sevinçten öteye geçemez. Su kaynaklarının bilinçli kullanımı, modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması ve tarımsal planlamanın doğru yapılması, bu yağışların gerçek bir kazanca dönüşmesini sağlayacaktır.
Sonuç olarak; bu yıl yağan yağmurlar ister doğanın döngüsünün bir sonucu, ister bir nimetin tezahürü olsun, bize düşen görev bellidir: Tartışmalara takılıp kalmak yerine, elimizdeki bereketi en doğru şekilde değerlendirmek. Çünkü mesele yağmurun nasıl yağdığı değil, toprağa ve hayata nasıl değer kattığıdır.
Köşenin Sözü :”Ölü olsun diri olsun sakın kimseyi küçük görme; sonra helak olursun. Çünkü
bilemezsin, belki o senden daha hayırlı biridir.” (İmam Gazali)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-Bağımsız Denetçi

1 Yorum
Nurettin Yiğit
29.04.2026 12:50:26
Neticede bu yağışlar çok beklentileri karşıladı. Öyle ki kırlarda gezerken şimdiye kadar hiç rastlamadığımız çiçekler, bitkiler yeşermiş; anlayacağınız Zilzal suresinde buyurulduğu gibi "Yeryüzü bütün ağırlıklarnı-değerlerini dışarı attı, taşırdı!" Tabii ki her nimetin bir riski de olacak tedbirli olmak ve suyun tehlike çanları çalarak yeni belirlediği dere ve vadilere imar ve inşadan uzak durulmalı.