1980’li yıllarda çocukken eski hal bölgesindeki sebze ve meyve tezgâhlarında tebeşirle yazılmış fiyat etiketlerini hatırlıyorum. Babam zabıtaydı. O yıllarda fiyat etiketi bulundurmayan esnaf kolay kolay gözden kaçmazdı. Denetimler daha sık yapılır, vatandaşın alışverişini kolaylaştıracak kurallara daha fazla dikkat edilirdi. Aradan onlarca yıl geçti. Teknoloji gelişti, marketler büyüdü, alışveriş alışkanlıkları değişti ama bazı konularda geriye gittiğimizi düşünüyorum.

 

“Domates kaç lira?”

 

Nusaybin’de her gün binlerce vatandaş bu soruyu soruyor. Manav da aynı soruya gün boyunca yüzlerce kez cevap veriyor. Son yıllarda fiyatların sık değişmesi ve bazı satıcıların aynı ürünü farklı fiyatlarla satması nedeniyle artık çoğumuz fiyat sormadan alışveriş yapamaz hale geldik. Oysa vatandaşın her ürün için satıcıya soru sormak zorunda kalmaması gerekir. Fiyat etiketi tam da bunun için vardır.

 

Geçtiğimiz günlerde halk pazarını baştan sona dolaştım. Dikkatimi çeken şey tezgâhlardaki ürün bolluğu değil, fiyat etiketlerinin yokluğuydu. Belki vardı da ben göremedim. Ancak gördüğüm kadarıyla birçok tezgâhta domatesin, biberin, patlıcanın, salatalığın ya da meyvelerin fiyatı yazmıyordu. Alışveriş yapmak isteyen vatandaş her üründe durup fiyat sormak zorunda kalıyordu.

 

Bu durum özellikle yaşlı vatandaşlar için daha büyük bir sorun oluşturuyor. Emekli bir amca ya da teyze, bütçesine uygun alışveriş yapmak için fiyatları karşılaştırmak istiyor. Ancak her tezgâhta ayrı ayrı fiyat sorması gerekiyor. Bazıları çekiniyor, bazıları yoruluyor, bazıları da kalabalık nedeniyle vazgeçip ilk duyduğu fiyattan alışveriş yapmak zorunda kalıyor.

 

“Biber kaç lira?”

 

“Salatalık kaç lira?”

 

“Patlıcan kaç lira?”

 

Aslında bu sorular sadece vatandaşın değil, satıcının da yükünü artırıyor. Çünkü bir müşteri birkaç soru sorup gidiyor ama satıcı aynı sorulara gün boyunca yüzlerce kez cevap veriyor. Bir kartona yazılacak birkaç rakam hem müşteriyi hem satıcıyı bu gereksiz zahmetten kurtarabilir.

 

Bazı satıcılar gün içinde fiyatların değişmesini gerekçe gösteriyor. Ancak bu durum etiket bulundurmamanın mazereti olamaz. Fiyat değişiyorsa etiket de değiştirilir. Büyük marketlerde bu nasıl yapılabiliyorsa halk pazarlarında da yapılabilir.

 

Üstelik fiyat etiketi uygulaması satıcının insafına bırakılmış bir tercih değildir. Tüketicinin korunmasına ilişkin mevzuat, satışa sunulan ürünlerin fiyatlarının açık ve okunabilir şekilde gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Vatandaşın alışveriş yaparken fiyatı önceden görme hakkı vardır. Bu hak, satıcının keyfine göre uygulanıp uygulanmayacak bir konu değildir.

 

Peki denetim görevi kimde?

 

Satış yerinin niteliğine göre belediye zabıta ekipleri, Ticaret Bakanlığı birimleri ve ilgili diğer kurumlar denetim yapabilmektedir. Ancak vatandaşın gördüğü tablo şudur: Büyük marketlerin önemli bir bölümünde fiyat etiketleri düzenli şekilde bulunurken, halk pazarlarında ve bazı satış noktalarında aynı hassasiyet gösterilmemektedir.

 

Kimseye ceza yazılsın diye bir talebimiz yok. Kimsenin ekmeğiyle oynansın da istemiyoruz. İstediğimiz şey oldukça basit; vatandaşın fiyatı öğrenebilmek için satıcıya muhtaç bırakılmaması. Şeffaf ticaretin ilk şartı ürünün fiyatının görünür olmasıdır.

 

Belki de işe en basit sorudan başlamalıyız:

 

Domates kaça?

 

Bir şehirde insanlar bu sorunun cevabını ürüne bakarak öğrenemiyorsa, ortada sadece etiket eksikliği değil, denetim eksikliği de vardır.

 

Yazar: Ziver İlhan