Bugün Nusaybin sokaklarında kısa bir yürüyüş yapmak bile bu sorunun cevabını veriyor. Bir kafede aynı masada oturan arkadaşlar birbirleriyle konuşmak yerine telefonlarına bakıyor. Aile sofralarında sohbetlerin yerini ekran ışıkları alıyor. Çocuklar sokakta oyun oynayarak değil, dijital dünyada vakit geçirerek büyüyor. Kalabalıkların içinde yaşıyoruz ama giderek birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Teknoloji elbette hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırıyor, mesafeleri kısaltıyor ve hayatı birçok yönüyle hızlandırıyor. Ancak teknoloji, insanın en güçlü iletişim aracı olan göz teması, ses tonu ve samimi sohbetin yerini almaya başladığında, asıl kaybeden biz oluyoruz.

Bir düşünün… Gün içinde kaç kez bir insanın gözlerinin içine bakarak, acele etmeden, gerçekten dinleyerek sohbet ettiniz? Kaç kez duygularınızı birkaç emoji yerine kendi sesinizle ifade ettiniz?

İşte tam da bu noktada drama ve diksiyon eğitimi, yalnızca sahneye çıkmak isteyenlerin değil; kendini doğru ifade etmek, özgüven kazanmak ve etkili iletişim kurmak isteyen herkes için önemli bir ihtiyaç haline geliyor.

Diksiyon; sadece kelimeleri doğru telaffuz etmek değildir. Doğru nefes almayı, vurgu ve tonlamayı etkili kullanmayı, heyecanı kontrol etmeyi ve düşüncelerimizi karşı tarafa açık, anlaşılır ve samimi bir şekilde aktarabilmeyi öğretir. Bir iş görüşmesinde, bir sunumda, sınıfta söz alırken ya da günlük hayatta kendimizi ifade ederken, doğru konuşmanın ne kadar büyük bir fark oluşturduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Drama ise bize yalnızca rol yapmayı öğretmez. Farklı karakterlerin yerine geçerek empati kurmayı, olaylara başka pencerelerden bakabilmeyi ve duygularımızı daha sağlıklı ifade etmeyi kazandırır. Trafikte yaşanan bir tartışmada öfkemizi yönetebilmek, aile içinde birbirimizi daha iyi anlayabilmek ya da bir çocuğun kendine güvenerek toplum önünde konuşabilmesi, drama eğitiminin günlük hayata yansıyan en değerli kazanımlarındandır.

Bugün birçok çocuk ve genç, bilgi eksikliğinden değil; kendini ifade edemediği için geri planda kalıyor. Birçok yetişkin ise fikirleri olduğu halde konuşmaya cesaret edemiyor. Oysa güçlü iletişim, doğuştan gelen bir yetenek değil; geliştirilebilen önemli bir beceridir.

Belki de artık ekranlarla kurduğumuz bağı biraz zayıflatıp, insanlarla kurduğumuz bağı güçlendirmenin zamanı gelmiştir. Yarın sabah telefonunuza uzanmadan önce evinizdeki birine içten bir “Günaydın” demeyi deneyin. Bir arkadaşınızı gerçekten dinleyin. Çocuğunuzla birkaç dakika göz göze sohbet edin. Belki de uzun zamandır özlediğimiz sıcaklığın aslında ne kadar yakınımızda olduğunu fark edeceksiniz.

Unutmayalım; teknoloji hayatımızı kolaylaştırabilir, ancak hiçbir ekran samimi bir bakışın, güven veren bir sesin ve içten bir tebessümün yerini tutamaz.

Çünkü insanı insan yapan, gönderdiği mesajlar değil; dokunduğu hayatlar ve bıraktığı izlerdir. Belki de bugün kendimize verebileceğimiz en güzel hediye, dijital dünyanın gürültüsünü birkaç dakikalığına susturup kendi sesimizi yeniden  duymaktır. 
 
 

Yazar: M.Kasım TURAN