Elektrik Zulmü: Halkın Cebinden Alınan Adaletsizlik
Türkiye’de elektrik, temel bir ihtiyaç olmasına rağmen lüks bir tüketim gibi halka sunuluyor. Özelleştirmelerle birlikte fahiş fiyatlar ve eşitsizlikler derinleşirken, özellikle Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlar yaz sıcağında elektriğe daha fazla ihtiyaç duydukları için iki kat fazla bedel ödemek zorunda bırakılıyor.
Türkiye’de yönetimi elinde bulunduranlar, elektrik kurumunu özel şirketlere devrederek sorunun başlangıcını oluşturdu. Bu şirketler, siyasi çıkarlarla iç içe hareket ederek halkı düşünmeden acımasız bir kâr hırsına girdiler. Yetkililer de yapılan fahiş zamlarla şirketlerin daha fazla kazanç elde etmesine göz yumdu.
Oysa demokratik sosyal hukuk devletlerinde bir evin elektrik faturası, asgari ücretin yüzde onunu geçmez. Çünkü elektrik lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Bu yaklaşım, sosyal ve ekonomik eşitsizliği dengelemek için hayati önem taşır. Ancak Türkiye’de bunun tam tersi yaşanıyor: vergiler halkı fakirleştiriyor, zenginleri ise daha da zenginleştiriyor.
Örneğin, yalnızca altı ülkede uygulanan yurtdışı çıkış harcı, geçtiğimiz günlerde 700 liradan 1000 liraya çıkarıldı. Daha geçen yıl 150 lira olan bu harç, kısa sürede nasıl 1000 liraya ulaştı? Halk hakkını savunma yetisini kaybetti ya da kaybettirildi.
Güneydoğu’da Elektrik Bir Lüks Değil, Mecburiyet
Güneydoğu Anadolu’da yaz ayları sert ve sıcak geçiyor. İnsanlar bırakın dışarıyı, evlerinde bile klimasız bir dakika geçiremiyor. Bu nedenle bölge halkı, diğer bölgelere göre iki kat fazla elektrik tüketmek zorunda kalıyor.
Bu tüketim, faturaları katlıyor. Kilovat başına 2,5 lira ödenmesi gerekirken, yaklaşık 5,5 lira ödeniyor. Bir evin aylık elektrik faturası 15.000 lirayı bulabiliyor. Normal bir klima kullanımı bile asgari ücretin yarısından fazlasına denk geliyor. Bu durum ne vicdana ne de ahlaka sığmaktadır.
Geçmişte, bölge halkı bu fahiş ücretleri ödeyemediği için kaçak elektrik kullanımına yönelmek zorunda kaldı. Ancak bu durum medya ve siyasette Kürt halkına yönelik ırkçı söylemlerle “hırsızlık” şeklinde propaganda edildi. Oysa Türkiye’de en çok kaçak elektrik kullanımının Marmara Bölgesi’nde olduğu bilinmesine rağmen kimse bunu dile getirmedi. Zenginlerin fabrikalarda kullandığı kaçak elektrik, Güneydoğu’daki küçük yerleşimlerden katbekat fazlaydı.
Sayaçların Sokaklara Taşınması ve Hukuksuzluk
Günümüzde Güneydoğu’da kaçak elektrik kullanımı büyük ölçüde sona erdi. Ancak bu kez de elektrik şirketleri, vatandaşın rızası olmadan sayaçları sokaklara taşıdı. Bu uygulama hukuka aykırı olmasına rağmen kimse ses çıkarmadı. Caddeler kazıldı, yollar bozuldu, toz ve çamur içinde kalan halk mağdur edildi.
Kırsal mahallelerde elektrik direkleri ormanlık alanlardan geçirildi ve olası yangın riskleri görmezden gelindi. Belediyelerin, bu uygulamalara karşı halkın yanında durması gerekirdi.
Fatura Eşitsizlikleri ve Şeffaflık Sorunu
TOKİ konutlarıyla diğer evlerin elektrik faturaları arasında fark olduğu, dağıtım bedellerinin dahi değişiklik gösterdiği iddia ediliyor. Şirket yetkilileri bu iddialara yanıt vermek zorunda. Ayrıca halkın yanında olacak avukatlara da bu alanda büyük ihtiyaç var.
Türkiye, dünyanın en pahalı elektrik ücretlerinden birini halka dayatıyor. Elektrik bir ihtiyaçtır, lüks değil. Bu nedenle devlet, özel şirketlerden elektriği geri almalı ve yeniden kamusal alanda düzenlemelidir. Güneş enerjisi gibi alternatifler desteklenmeli, bölgesel sıcaklık farklılıkları gözetilerek fiyatlandırmada pozitif ayrımcılık yapılmalıdır.
Kaçak elektrik kullanımı bitmişken, halkı hâlâ hırsızlıkla suçlamak insani değildir; hele ki bunu Kürtlere mal etmek vicdansızlıktır ve ırkçılıktır.
Ahmet Dağar
Eğitimci – Sosyolog

0 Yorum