Farkında Olmadan Ailelerin Büyüttüğü Tehlike
Evlerimizde gizlenen üç sessiz canavar: taciz, tehdit ve şantaj, Bu üç olgunun görünen yüzü saldırganlar olsa da, onları besleyen en güçlü kaynak çoğu zaman farkında olmadan ailelerin kendi tutumlarıdır. Bu yazıda, bu tehlikenin nasıl ortaya çıktığını, neden büyüdüğünü ve nasıl durdurulabileceğini ele alıyoruz.
Sessizliğin Bedeli
Bazı okuyucular “Nasrettin Hoca misali: Peki hırsızın hiç mi suçu yok?” diye düşünebilir. Elbette suçu olanlar vardır. Ancak asıl tehlike, suçu büyüten ve kurbanı yalnızlaştıran zemin—çoğu zaman evimizin içindeki aile ortamıdır.
Bu tür saldırılar, korku ve suskunlukla beslendiğinde güç kazanır. Birçok çocuk ve genç, yaşadıklarını anlatmak yerine susmayı tercih eder, çünkü aileden gelecek tepki dışarıdaki tehlikeden bile daha korkutucu hâle gelmiştir.
Üç Tehlike Nasıl Büyüyor?
Birçok aile, disiplin adı altında çocuklarını şiddet ve tehdit söylemleriyle terbiye etmeye çalışıyor:
“Başımızı eğecek bir şey yaparsan seni yaşatmam.”
“Hata yaparsan seni affetmem.”
“Çocuklarıma karışanı asarım, keserim.”
Bu tür “asarım, keserim, yakarım, yıkarım” söylemleriyle yetişen çocuklar için aile artık güvenli bir sığınak değildir. Sosyal medyada veya dışarıda sorun yaşadıklarında, yaşadıklarını anlatmaktan çekinirler; çünkü sürekli tehdit edilmişlerdir.
O anda çocukların aklından şunlar geçer:
“Aileme söylersem beni yaşatmazlar... Ya da duyarlarsa başkasına zarar verip başları belaya girer.”
Bu düşünceyle susmayı tercih ederler. Çünkü ailenin zarar görmesinden korkarlar. Ancak susmak, saldırganın elini güçlendirir. Sessiz kalan çocuk ya da genç, karşı tarafın insafına kalır; talepler artar, mağdur yalnızlaşır ve çaresizleşir. Bazen de bu sessizlik geri dönülmez sonuçlara yol açar.
Asıl Suçlu Nerede?
Tehdit, şiddet ve korku barındıran disiplin anlayışları, bu tür suçların zeminini hazırlar. Suçluyu yalnızca dışarıda aramak eksik olur; evimizin içindeki dil ve davranışları da sorgulamak gerekir. Bir çocuğun suskunluğunun arkasında çoğu zaman sevgiyle değil, korkuyla kurulmuş bir aile düzeni vardır.
Ailelere Çağrı
Sevgili ebeveynler,
Çocuğunuzu korkutarak değil, sevgi, empati ve güven üzerine kurulu bir iletişimle koruyabilirsiniz.
1. “Başına ne gelirse gelsin, anlat.” diyebileceğiniz bir ortam oluşturun.
2. Hata yapmak insanın doğasında vardır; cezalandırmak yerine anlamaya ve doğruyu göstermeye çalışın.
3. Çocuğunuz korktuğu için anlatmak istemiyorsa, onu güvenilir mercilere yönlendirin: polis, savcı, jandarma, sivil toplum kuruluşları veya güvenilir kanaat önderleri.
Sadece çocukları değil; eşlerinizi, kardeşlerinizi ve ailenin diğer fertlerini de korkutarak uyarmayın.
“Asarım, keserim, yakarım, yıkarım” gibi söylemlerle koruduğunuzu sanıyorsanız, emin olun yanılıyorsunuz — bu tutum, onları daha çok tehlikeye atar.
Böyle durumlarda, aile fertlerinin her biriyle tek tek konuşun; tatlı bir dille yanlarında olduğunuzu hissettirin. Ne hata yapmış olurlarsa olsunlar, yanlarında olacağınızı vurgulayın ve “neden yaptın?” sorusunu aceleyle sormayın — önce güvenlerini kazanın.
Unutmayın: Bir çocuğun sessizliği, bir suçun büyümesine izin verir.
Sevgili gençler,: Susmayın, Anlatın!
hangi hatayı yapmış olursanız olun, susmak çözüm değildir. Sessizlik, sizi şantajın ve tehdidin daha derin kollarına sürükler.
1. Güvendiğiniz bir yetişkine, kanaat önderine, STK’ya veya doğrudan emniyet/savcılığa başvurun.
2. Mesaj, ses kaydı, ekran görüntüsü gibi delilleri saklayın.
3. Unutmayın: Yalnız değilsiniz ve yardım yolları her zaman vardır.
Toplumsal Görev
Bu sorunla mücadele, sadece bireylerin değil; kurumların, eğitimcilerin ve medyanın ortak sorumluluğudur. Yetkili kurumlar, eğitimciler, kanaat önderleri, STK’lar ve medya; aileleri bilgilendirmek, şiddet dilini kınamak ve mağdurları koruyacak sistemleri güçlendirmek ile yükümlüdür.
Toplum olarak birbirimize sahip çıkmadıkça, bu üç tehlike büyümeye devam edecektir.
“Korkunun susturduğu her çocuk, toplumun kaybettiği bir gelecektir.”

0 Yorum