GENÇLERİN EVLİLİK HAYALLERİNİ KİM ENGELLİYOR?
Düğünlerde yapılan yersiz ve gereksiz harcamalar, gençlerin evlilik hayallerini bir başka bahara bırakırken anne babaların omuzlarında ağır bir borç yüküne dönüşüyor.
Değerli okurlarım,
Her anne baba, evladının mürüvvetini görmek, onu mutlu bir yuva kurarken seyretmek ister. Her genç, sevdiği insanla aynı yastığa baş koymanın, kendi yuvasını kurmanın ve geleceğe umutla bakmanın hayalini kurar. Ne var ki bugün birçok gencimiz için evlilik, mutluluğa açılan bir kapı olmaktan çıkıp altından kalkılması güç bir ekonomik yük hâline gelmiştir.
Peki, gençler neden evlenmiyor? Evlilikten mi uzak duruyorlar, yoksa evlenmek için karşılamak zorunda kaldıkları ağır masraflar karşısında çaresiz mi kalıyorlar?
Bu soruya özellikle yöremiz açısından bakmak istiyorum.
Geçtiğimiz günlerde oğlunu evlendiren bir baba beni telefonla aradı. Evlilik öncesinde ve düğün sürecinde yapılan masrafları tek tek anlattı. Sesindeki yorgunluk ve sitem, meselenin yalnızca bir düğün masrafından ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Anlattıkları, gençlerin neden evlilikten çekindiğini anlamamız açısından son derece düşündürücüydü.
Gelin, bu babanın aktardığı masraflara birlikte bakalım.
Ailelerin tanışma merasimi için yer kiralanıyor; tatlı, içecek ve diğer giderlerle birlikte yaklaşık 60 bin lira harcanıyor. Ardından kız isteme merasimi geliyor. Bu defa da mekân, ikram ve diğer masraflar derken yaklaşık 100 bin lira ödeniyor.
Gelinlik kiralama bedeli 100 bin lirayı, gelin arabasının süslenmesi 5 bin lirayı buluyor. Kına gecesinde giyilen elbise için 50 bin lira, iki günlük düğün ve kına organizasyonu için 250 bin lira, sanatçılar için 50 bin lira, kuaför için 20 bin lira ve düğün salonunun organizasyon hizmeti için 100 bin lira harcanıyor.
Bununla da bitmiyor. “Sözde mevlit” için dile getirilen masraf 300 bin liraya ulaşıyor. Üstelik bütün bunların yanında altın, beyaz eşya, ev eşyası, ev tutma ve diğer giderler de bulunuyor.
Rakamlar ortada. Bu masrafların tamamını karşılamak, bugün kaç ailenin harcıdır?
Asgari ücretle geçinmeye çalışan, kira ödeyen, çocuğunun eğitim masraflarını karşılayan bir aileyi düşünelim. Böyle bir aile, evladını evlendirmek istediğinde yüz binlerce liralık harcamanın altından nasıl kalkacaktır? Gençler, daha hayatlarının başında bu kadar ağır bir ekonomik yükün altına girmekten nasıl korkmasın?
Bir yuva kurmak bu kadar pahalı, bir ömür boyu mutlu olmak bu kadar masraflı olmak zorunda mı?
Elbette düğünler kültürümüzün, geleneklerimizin ve toplumsal dayanışmamızın önemli bir parçasıdır. Ailelerin bir araya gelmesi, sevinçlerini paylaşması ve gençlere destek olması kıymetlidir. Ancak geleneklerimizi yaşatacağız diye gençlerimizin geleceğini borç yükü altında bırakmak ne kadar doğrudur?
Gelenek, insanı yaşatmalı; insanı ekonomik çıkmaza sürüklememelidir. Gösteriş uğruna yapılan harcamalar, evliliğin önüne aşılması güç bir engel olarak dikilmemelidir.
Düğün bir gün, evlilik ise bir ömürdür. Bir günlük eğlence için yapılan harcamaların bedelini gençlerin yıllarca ödemesi, evlilikten sonra borçlarla mücadele etmesi hangi anlayışla açıklanabilir? Gençler daha evliliklerinin ilk günlerinde borç düşünmek zorunda kalıyorsa burada üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir sorun vardır.
Bir başka önemli mesele de ailelerin ve toplumun beklentileridir. “El âlem ne der?” düşüncesiyle yapılan harcamalar, çoğu zaman gerçek ihtiyaçların önüne geçiyor. “Komşunun düğünü görkemli olduysa bizimki daha görkemli olmalı” ya da “Bir aile ne yaptıysa diğer aile de aynısını yapmalı” anlayışı, insanları gereksiz bir yarışın içine sürüklüyor.
Oysa mutluluk, düğün salonunun büyüklüğüyle, gelinliğin fiyatıyla veya takılan altının miktarıyla ölçülemez. Asıl mutluluk, gençlerin birbirini anlamasında, zor günlerde birbirine destek olmasında ve huzurlu bir yuva kurabilmesindedir.
Diğer taraftan, ülkemizdeki ekonomik sıkıntılar da gençlerin omuzlarındaki yükü artırıyor. İş bulmakta zorlanan, düzenli bir gelire sahip olamayan, ev kiralarını ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken gençlerden bir de ağır düğün masraflarını üstlenmelerini beklemek gerçekçi değildir.
Gençler evlenemiyor, evlenenler ise çoğu zaman ekonomik kaygılarla yeni bir hayata başlıyor. Evlilik yaşının yükselmesi, aile kurma planlarının ertelenmesi ve çocuk sahibi olma kararının gecikmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken toplumsal meselelerdir.
Bir toplumun geleceği, gençlerin kurduğu yuvalarda şekillenir. Gençler yuva kuramıyorsa yalnızca bireyler değil, toplumun geleceği de bundan etkilenir.
Öyleyse ailelere, büyüklere ve toplumun bütün kesimlerine önemli görevler düşüyor. Evlilik merasimlerini sadeleştirmeli, gereksiz harcamalardan vazgeçmeli, gençleri başkalarıyla kıyaslamaktan kaçınmalıyız. Ailelerin maddi imkânları ne olursa olsun, evlilik bir gösteriş yarışına dönüştürülmemelidir.
Gençlerimize pahalı düğünler değil, huzurlu bir gelecek hazırlamalıyız. Onları borçla değil, sevgiyle ve dayanışmayla yeni bir hayata uğurlamalıyız.
Unutmayalım ki bir babanın evladını evlendirmek için yıllarca biriktirdiği parayı birkaç gün içinde tüketmesi, bir annenin çocuğunun mutluluğu uğruna kendi ihtiyaçlarından vazgeçmesi ve bir gencin sırf masrafları karşılayamadığı için evlilik hayalini ertelemesi, üzerinde düşünmemiz gereken acı gerçeklerdir.
Gençlerimiz evlenmekten değil, evliliğin getirdiği ağır yükten korkuyor olabilir.
Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: Gençlerimize gerçekten mutlu bir yuva mı kurdurmak istiyoruz, yoksa onları başkalarına gösteriş yapmak uğruna ağır bir borcun altına mı sokuyoruz?
Gelin, geleneklerimizi yaşatalım ama gençlerimizin hayallerini tüketmeyelim. Düğünlerimizi sadeleştirelim, beklentilerimizi makul seviyelere çekelim ve gençlerimize evliliğin bir yarış değil, hayatı birlikte omuzlama yolculuğu olduğunu hatırlatalım.
Çünkü asıl zenginlik, düğünde harcanan parada değil; o yuvada yıllarca eksilmeyen sevgide, saygıda ve huzurdadır.
Gençlerimizin yuva kuramadığı bir toplumda, geleceğe hangi umutla bakacağız?

0 Yorum