Gerçeklerin üstünü örten ekonomi yalanları!
Türkiye'de malum ekonomi sınırları zorlayacak kadar kötü. Kötü olmasının yanında ciddi manada yapabilecek bir şeyin olmaması da ayrıca zorluyor kişiyi. Marketlerde fiyatlar her geçen gün artıyor, alım gücü düşüyor. Maaşlar aynı kalırken temel ihtiyaçlara yapılan harcamalar iki-üç katına çıkıyor. İnsanlar borç batağına adeta saplanıyor. Diğer taraftan ekonomi kurmayları bu durumu görmezlikten gelerek millete pembe tablolar çizmektedirler.
Gerçeklerin üstünü örten ekonomi yalanları!
Aziz okuyucularım, ekonomi rakamlarla konuşur. Ama bazı dönemlerde bu rakamlar susar, yerini yalanlara bırakır. “ekonomi yalanları” aslında sadece ekonomiyle ilgili değil; aynı zamanda halkı oyalamanın gerçeği gizlemenin ve günü kurtarmanın da bir yöntemidir. Peki, ekonomi yalanları özellikle hangi konularda baş gösterir. Tek tek değinelim…
1.”Ekonomi büyüyor!”
Büyüme, kime göre neye göre büyüme? Türkiye’de her sene Gayri Safi Milli Hasıla gelir hesaplamalarına göre büyüme hızımız büyük rakamlarla ifade ediliyor, ama bakıyoruz ki milli gelir artışının geniş halk kitlelerine yansımıyorsa, sadece zengin daha zengin oluyorsa bu büyüme kimin işine yarar? Çarşı pazarda ve dükkân raflarında fiyatlar uçarken, cebimizdeki para günde güne küçülüyorsa büyümeden söz edilebilir mi? Kesinlikle hayır, cepler delik ve mutfaklarda adeta yangın var.
2.”Enflasyon kontrol altında!”
Ülkemizde TÜİK verilerine bakıldığı zaman enflasyonun çok aşağılarda olduğu izlenimini vermektedir. TÜİK verileriyle market verileri arasında büyük bir uçurum varsa halk her gün çarşıda pazarda başka bir gerçek yaşıyorsa bu nasıl enflasyon kontrol altında nakaratları söylenmektedir. Gerçek enflasyonu değil, hesaplanan enflasyonu konuşmak, toplumun alım gücünü gizlemekten başka bir şey değildir. Kesinlikle Türkiye İstatistik Kurumunun vermiş olduğu enflasyon rakamları piyasadaki enflasyon rakamları arasında büyük uçurum bulunmaktadır.
3.”İşsizlik azalıyor!” Gerek görsel basın olsun ve gerekse yazılı olsun sürekli İşsizlik oranı ise 0,2 puan azalarak %8,2 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde %6,7 iken kadınlarda %11,0 olarak tahmin edildi. İstihdam edilenlerin sayısı 2025 yılı Şubat ayında bir önceki aya göre 149 bin kişi azalarak 32 milyon 314 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puan azalarak %48,8 oldu, rakamları duyuyoruz. Hâlbuki işin gerçeğine bakıldığı zaman işsizlik rakamları Türkiye’nin mevsimsel olarak düzeltilmiş işsizlik oranı Nisan 2025'te, Kasım 2024'ten bu yana en yüksek seviye olan %8,6'ya yükseldi ve önceki ay revize edilmiş %8'den hızla arttı. İşsiz bireylerin sayısı 203.000 artarak 3,063 milyona yükseldi ve beş aylık bir zirveye işaret etti.
4.”Dış borcumuz yok denecek kadar az!”
Borçları sadece kamu borcu üzerinden değerlendirmek, özel sektörün ve Merkez Bankası’nın yükümlülüklerini yok saymak bütünü görmezden gelmektir. ”Türkiye Brüt Dış Borç Stoku”, 31 Mart 2025 tarihi itibarıyla527,5 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı ise yüzde 38,5 olmuştur. Aynı tarihte, “Türkiye Net Dış Borç Stoku” ise 264,1 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 19,3 olmuştur. Bu rakamlara bakıldığı zaman dış borç rakamlarının çok yüksek olduğu kolaylıkla görülür.
5.”Döviz artışı dış güçlerin oyunu!”
Aslında kur artışını yalnızca dış güçlere bağlamak, komplo teorilerine bağlamak işin kolaycılığına kaçmaktır. Bu vesile ile içerideki yapısal sorunları görmezden gelmektir. Nerden bakarsan bir tüketici toplumu olduğumuz, üretmeden tüketmek, tasarruf etmeden borçlanmak, kaynakları yanlış kullanmak içerideki asıl sebeplerdir.
Neticede, ekonominin kötüye gitmesi sadece rakamlarla ilgili bir durum değil. Bu insanların hayatına doğrudan dokunan, ruh halini etkileyen bir süreç. Başta işsizlik ve enflasyon arttıkça aynı oranda umutsuzluk da artıyor.. Gençler geleceğinden kaygılı, esnaf zor şartlarda döndürüyor, emekliler temel ihtiyaç maddelerini karşılamada ölüm kalım mücadelesini veriyor.
Ekonomi yönetimi güven verir, istikrar sağlarsa toparlanma başlar. Ancak sürekli değişen politikalar, kurallar, tutarsız politikalar ve halktan kopuk kararlar ekonomide düzelme yerine tedirginlik yaratıyor. Bu gidişatı durdurmak için şeffaflık, liyakat ve halkın ihtiyaçlarını önceleyen adımların atılması gerekiyor. Aksi takdirde kötü ekonomi sadece rakamları değil, toplumsal huzuru da sarsmaya devam edecek.
Köşenin Sözü: ”Hasta toplumlar hasta liderler üretir. Bu liderler cahil kitleden güç alırlar.” (Erick Fromm)
Abdulbaki Akbal
S.M.Mali Müşavir-B.Denetçi

0 Yorum