Hak mı, Vicdan mı? Ailenin Kalbini Korumak

Yazar: Abdulselam AYDIN 

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki herkes haklarını biliyor ama sorumluluklarını unutuyor.
Kadın “ben yemek yapmak zorunda değilim” diyor, erkek “ben kazanıyorum, gerisine karışmam” diyor.
Sonra ne oluyor? Evler sessizleşiyor. Sofralar soğuyor. Gözler birbirine küs. Aileler dağılmaya başlıyor.

Boşanmalar artıyor. Çocuklar yalnız büyüyor. Ama kimse sormuyor: Nerede kaybettik bu sıcaklığı, bu aidiyeti, bu huzuru?

Hukuk Yetmez, Vicdan Gerek

“Kadın ev işi yapmak zorunda değildir.”
“Çocuk bakımı kadının görevi değildir.”
“Ev temizliği paylaşılmalıdır.”

Bunlar doğru. Kadın kimsenin hizmetçisi değildir, erkek de bir otorite figürü değildir.
Ama hayat sadece kanunlarla yürütülmez.
Bir aileyi ayakta tutan şey, vicdan, merhamet ve ahlaki sorumluluktur.

Bir eş, kayınvalidesine yardım etmek zorunda değildir.
Ama onlar darda iken, sen “kanunda yok” diyorsan, o evde huzur kalmaz.
Sokaktaki yabancıya bile vicdanen yardım etme mecburiyetimiz varken, kendi eşinin ailesine kayıtsız kalmak… bu sadece sevgiyi değil, insanlığı da tüketir.

Fıtratın Dili

İslam, dengeyi çok ince kurmuştur.
Erkeğe evi geçindirme sorumluluğunu vermiş, kadına ise aileyi koruma ve evin huzurunu sağlama lütfunu bahşetmiştir.
Bu bir üstünlük meselesi değil; yaratılışın dilidir.

Bir annenin çocuğunu emzirmesi, doğanın içimize işlediği bir kanundur.
Evet, kadının emzirmek zorunda olduğunu söylemek hukuki değil. Ama vicdan ve fıtrat bu görevi işaret eder.
Kadın evde yemek pişirdiğinde veya çocuklarına baktığında bunu mecburiyetle değil, Allah rızası için yapar.
Ve bu niyet, sıradan işleri bile ibadete dönüştürür.

Modern Tehlike

Bugün bazı çevreler, kadını evinden koparıyor, anneliği küçümsüyor, aileyi yük gibi gösteriyor.
“Evde kalmak köleliktir” diyorlar. Ama sokağa sürüklenen kadının ruhunu hiç düşünmüyorlar.

Unutmayalım: Kadın, ailenin kalbidir. Kalp dağılırsa, beden ayakta kalabilir mi?
Aileyi çözmek isteyenler, hep önce kalbe saldırır. Kadını evden dışarı çıkarmak değil, kalbini yönlendirmek isterler.
Ve bunu süslü kelimelerle yaparlar: “Eşitlik, özgürlük, modernlik…”

Gerçek Özgürlük

Gerçek özgürlük, insanın fıtratına yabancılaşmadan yaşayabilmesidir.
Kadın da erkek de yaratılışındaki hikmeti fark ettiğinde huzur bulur.
Aile bir kurum değil, bir rahmettir. Allah, erkeği ve kadını birbirine “elbiseler” olarak yaratmıştır; örtülsünler, korunsunlar, tamamlasınlar diye.

Zorunluluk insanı göreve yöneltir; ama vicdan, insanı yücelten şeydir.
Bir kadın evinde huzuru inşa ederken aslında bir toplumu inşa eder.
Ve Allah, o gayreti asla karşılıksız bırakmaz.