Herkesin Bildiği Ama Kimsenin Yüksek Sesle Söylemediği

Gerçekler

Yazar: Abdulselam AYDIN

Bu Gidişat Tesadüf Değil

Son aylarda Mardin, ilçeleri ve çevresinde yaşanan kavga, silahlı çatışma ve cinayet haberleri maalesef sıradanlaşmaya başladı. Bir kahvehane tartışması, bir düğünde çıkan sözlü atışma, sosyal medyada yazılan bir cümle ya da yıllar öncesinden kalan bir husumet… Çoğu zaman mesele büyüyor ve sonunda bir evin ocağı sönüyor.

Bunu sadece bir “asayiş meselesi” olarak görmek, sorunu hafife almak olur. Çünkü yaşadıklarımız münferit olaylar değil; derinleşen, yaygınlaşan ve artık hepimizi içine alan yapısal bir şiddet sorunudur.

Bu Noktaya Nasıl Geldik?

Hepimizin bildiği ama yüksek sesle konuşmaktan kaçındığı gerçekler var.

Her şeyden önce gençlerimiz büyük bir boşlukta.
18–30 yaş arası binlerce gencimiz ne eğitimde ne de istihdamda. İş yok, umut zayıf, evlilik neredeyse imkânsız, gelecek belirsiz. Aidiyet duygusu kayboldukça öfke büyüyor ve ne yazık ki bazı gençler gücü yanlış yerde arıyor.

Buna bir de silaha ulaşmanın bu kadar kolay olması eklenince, en küçük tartışma bile ölümle sonuçlanabiliyor. Ruhsatsız silah neredeyse günlük hayatın bir parçası hâline gelmiş durumda. Yakalansalar bile cezaların caydırıcılığı zayıf kalıyor.

Bölgemizde hâlâ etkisini sürdüren aşiret bağları, akrabalık ilişkileri ve eski husumetler de sorunu derinleştiriyor. Köyde bireysel olan bir mesele, şehirde kısa sürede “itibar meselesi”ne dönüşebiliyor. Barış dili geri plana itiliyor, intikam duygusu öne çıkıyor.

Özellikle Mardin’in belli başlı ilçelerinde çeşitli bağımlılıklar ve organize suç gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Bağımlılık yalnızca gençleri değil, toplumsal huzuru da zehirliyor.

Son dönemde artan intihar vakaları, bu tablonun sessiz ama en acı yüzlerinden biridir. Bu olayları sadece “psikolojik nedenler” ile açıklamak eksik ve yanıltıcıdır. Kumar borcu, yasa dışı bahis, tefecilik ve benzeri kan emici düzenekler, birçok insanı çaresizliğe sürüklemektedir. Bu alanların ciddiyetle araştırılması, borç batağına itilen insanların korunması ve bu karanlık ilişkilerin üzerine kararlılıkla gidilmesi artık bir zorunluluktur.

Kınamak Yetmiyor, Sorumluluk Almak Zorundayız

Artık sadece açıklama yapmak, kınama mesajı yayınlamak kimseyi kurtarmıyor. Daha cesur, daha gerçekçi ve çok yönlü adımlar atmak zorundayız.

Gençler için acil istihdam ve sosyal destek programları hayata geçirilmelidir. Resmî kurumlar ve özel sektör el ele vererek, geçici de olsa iş imkânları oluşturmalıdır.

Ve belki de en önemlisi:
Gençlerin nefes alacağı sosyal, kültürel ve sanatsal alanlar yok denecek kadar az. Spor yapacak, kitapla buluşacak, kendini ifade edecek ortamlar olmayınca sokaklar daha cazip hâle geliyor.

Bu noktada şunu özellikle belirtmek isterim:
Yakın zamanda Nusaybin Kaymakamlığı tarafından düzenlenen yazar buluşmaları ve kitap fuarı son derece kıymetliydi. Gençlerin kitapla, yazarla ve fikirle temas etmesi gözle görülür bir etki oluşturdu. Bu tür sanatsal ve kültürel etkinlikler artarak devam etmelidir. Çünkü kitapla büyüyen bir genç; silaha, bağımlılığa ve kumara daha uzak olur.

Ayrıca yerel barış mekanizmaları yeniden güçlendirilmelidir. Kanaat önderleri, din insanları, sivil toplum temsilcileri ve hukukçular bir araya gelerek husumetleri büyümeden çözebilecek yapılar oluşturmalıdır.

Ekonomi Olmadan Huzur Olmaz

Şunu açıkça söylemek gerekir:

Ekonomi canlanmadan toplumsal huzur sağlanamaz. Ticaretin durduğu, esnafın kepenk kapattığı, gençlerin iş bulamadığı bir yerde şiddetle mücadele etmek çok zordur. Sınır kapısının ivedilikle açılması, bölge insanının ekonomik olarak rahatlaması için hayati önemdedir.

Herkes Biraz Polis, Biraz Önleyici Rehber Olmalı

Bu mesele sadece devletin, polisin ya da yöneticilerin meselesi değildir. Her vatandaşın gözü açık olmalıdır. Etrafında olup biteni görmezden gelmemeli; yanlış gidişatı, iş işten geçmeden uyarmalı ve önleyici rehberlik yapmalıdır.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şu hadisi bugün her zamankinden daha anlamlıdır:

“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.”

Bu hadis bize sadece inancı değil, toplumsal sorumluluğu da hatırlatır.

Son Söz

Mardin’in Nusaybin ve Kızıltepe ilçesinde yaşanan güncel vakalar yüreğimizi dağladı. Halkımız bu gidişatı hak etmiyor. Bu topraklar kardeşliği, ticareti ve birlikte yaşamayı bilen topraklardır. Ancak şiddet normalleşirse, yarın konuşacak kimse kalmaz.

Her cenazede “keşke” dememek için, bugün elimizi taşın altına koymak zorundayız.

Çünkü huzur, seyirci kalarak değil; sorumluluk alarak inşa edilir.