İbn Haldun’un Devlet Anlayışı ve Siyaset Görüşü
İbn Haldun (1332-1406), yaşadığı dönemde sosyoloji ve iktisadın isim babası olarak kabul edilen önemli bir düşünürdür. 14. yüzyılda yaşamış olan bu devlet adamı ve tarihçi, eserlerinde liberalizm ilkelerini dile getirmiştir. Kendi kurduğu “Ümran İlmi” ile sosyolojinin temelini atan İbn Haldun, toplumları göçebe ve yerleşik olarak ikiye ayırır. Toplumsal değişimlerin bu iki yapı arasındaki çatışmadan kaynaklandığını savunur. Devlet yönetiminde ise akli, dini ve medeni olmak üzere üç siyaset anlayışı tespit eder. Ona göre dini siyaset, akli siyasetten üstündür.
İbn Haldun’un Devlet Anlayışı ve Siyaset Görüşü
Sevgili okurlarım, bu yazıda İbn Haldun’un devlete bakış açısını ele alacağım. İbn Haldun (1332-1406) yılları arasında yaşamış, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden kabul edilen 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisidir. Ayrıca İslam âleminde liberalizm ilkelerini kitaplarında dile getiren ilk Müslüman düşünürdür. Köklü bir aileden geldiği için iyi bir eğitim almış, Tunus ve Fas’ta devlet görevlerinde bulunduktan sonra Gırnata ve Mısır’da çalışmıştır. Kuzey Afrika’nın o dönem istikrarsız ve entrikalarla dolu siyasal yaşamı nedeniyle iki yıl hapiste kalmıştır. Bedevi kabilelerini çok iyi tanıması sayesinde aranan bir devlet adamı ve danışman olmuştur. Mısır’da altı defa Maliki kadılığı yapmıştır. Şam’ı işgal eden Timur ile görüşmesi, bir fatih ile bir bilginin ilginç buluşması olarak tarihe geçmiştir.
Orta Çağ düşünürlerinin en önemlilerinden biri olan İbn Haldun, gözleme dayanan ampirik zemine oturttuğu çalışmalarıyla 19. yüzyılda doğacak sosyolojinin habercileri arasında sayılır. En meşhur eseri Mukaddime’dir. Kuzey Afrika’daki kısa ömürlü küçük devletlerin gelişme ve çöküş dönemlerine şahit olan İbn Haldun, gözlemlerini Mukaddime’ye aktarmıştır. Bu eseriyle Kâtip Çelebi ve Naîmâ gibi birçok Osmanlı tarihçisini etkilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş ve çöküş dönemleri, pek çok defa onun teorileriyle analiz edilmiştir. 19. yüzyıldan itibaren Avrupalı tarihçiler tarafından keşfedilmiş ve eserleri büyük ilgi görmüştür.
İbn Haldun, ilk kez kendisi tarafından kurulduğunu belirttiği ilme “Ümran İlmi” adını vermiştir. Böylece bir taraftan bilimsel tarihçiliğin, diğer taraftan da sosyolojinin temellerini atmıştır. Bu yeni bilimin araştıracağı konuları şöyle özetler: Geçmiş çağlarda yaşamış kavimlerin durumları ve yaşayışlarında meydana gelen değişiklikler, bu kavimlerin idareyi ve ülkeyi ele geçirmelerinin sebepleri, insan topluluklarının tabiatları, yerleşik veya göçebe hayat, göçler ve nüfus hareketleri, devletlerin kuruluşu, kuvvet kazanmaları ve çökmeleri, üretim ve tüketim; bilim, sanat, ticaretin zamanla değişmesi ve bu değişimlerin sebeplerinin incelenmesidir.
İbn Haldun, dinamik bir toplum anlayışına sahiptir. Toplumların sürekli değişim ve çatışma içinde olduğunu savunur. Devleti de toplumsal bir olay gibi değerlendirir. Toplumun kökeni, insanın toplumsal bir varlık olmasına dayanır. Bir arada yaşama zorunluluğu, diğer bir ifadeyle toplum olma durumu dayanışma ihtiyacından doğmuştur. İnsanlar, doğal zorluklarla baş edebilmek için toplum halinde yaşamak zorundadır. Toplumlar arasındaki farklar ise coğrafi şartlar ve iklim koşullarından kaynaklanmaktadır.
İbn Haldun toplumları iki ayrı tipe ayırmıştır: Göçebe toplumlar ve yerleşik toplumlar. Sosyal dinamik, diğer bir deyişle toplumsal değişme, bu iki toplum arasındaki diyalektik çatışmadan kaynaklanır. Yerleşik toplumlar zamanla gevşer ve yozlaşır. Bu toplumlarda yaşayan insanlar zevk ve rahata düşkün hale gelir. Göçebeler ise daha savaşçıdır ve aralarındaki bağ daha kuvvetlidir. Zamanla zenginleşen göçebe toplumlar yerleşik uygarlıklar kurar veya mevcut uygarlıkları yıkarak onların yerine geçer. Toplumun yerleşik düzene geçişiyle birlikte devlet doğar. Yerleşik yaşam sürecinde kabileler kaynaşır, nüfus artar ve toplumda servet birikimi oluşur. Bu yeni durumda düzeni sağlamak için asabiye (toplumsal dayanışma) artık yeterli değildir; merkezi bir otoriteye ihtiyaç duyulur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere siyasi iktidar (devlet) ortaya çıkar.
İbn Haldun’a göre devlet, birbirleriyle mücadele eden kabilelerden birinin üstünlük kurmasıyla başlar. Devlet, toplumdan farklı bir kategoridir. Toplum, insanların yardımlaşması zorunluluğundan doğar. Devlet ise insanları hemcinslerinin saldırılarına karşı korumak için ortaya çıkar. Devletin varlığı da tıpkı toplum gibi bir zorunluluktan kaynaklanır.
İslam düşünürü İbn Haldun’a göre, kabile dayanışmasına dayalı hanedan devletinde hükümdar bir müddet sonra kendi kabilesinin mensuplarına güvenmemeye başlar. Bunun yerine dışarıdan topladığı kendisine bağlı bir askeri güç kurar. Bu yönteme devşirme denir ve Osmanlı Devleti bu sistemi uzun yıllar başarıyla uygulamıştır.
İbn Haldun’a göre devletin ayakta kalabilmesi için üç farklı siyaset yöntemi vardır:
- Akli Siyaset: Devletin, insanların akıl yoluyla bulup uyguladıkları yöntemlerle yönetilmesidir. Bu siyaset türü kamu yararına da hizmet edebilir, hükümdarın çıkarlarına da.
- Dini Siyaset: Devletin, Allah’ın elçileri aracılığıyla bildirilen kurallar çerçevesinde yönetilmesidir. Hem dünyevi hem uhrevi açıdan en doğru yönetim biçimi olduğunu savunur.
- Medeni Siyaset: Filozofların idealize ettiği, otoriteye gerek kalmadan insanların barış içinde yaşayacağı ütopyadır. İbn Haldun bu siyasetin gerçekleşmesini hayalci bulur ve devre dışı bırakır. Onun tercih ettiği yönetim biçimi, dini siyasettir.
Devleti meydana getiren zorunlulukları sosyal olaylarla açıklayan İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde devletlerin yükseliş ve çöküşlerini beş aşamada tasvir eder:
- Zafer ve kuruluş dönemi,
- Güçlenme ve rakiplerin ortadan kaldırılması,
- Rahatlık ve bolluk dönemi,
- İktidarı koruma süreci,
- Çöküş, israf ve yozlaşma dönemi.
Köşenin Sözü:
“Gerçek devlet adamı kandil gibidir, kendisini tüketip halka ışık verir.”
Abdulbaki Akbal
S.M. Mali Müşavir - B. Denetçi

0 Yorum