İçimizdeki Fırtına, Dışımızdaki Yelken İrade ile Nefs Arasında Yolculuk
Özet Hayat sandığımızdan daha kalabalık; içimizde iki kişi var aslında. Biri “hemen şimdi” diye bağıran nefis, diğeri uzun vadeyi gözeten benlik. Kiloyla, dersle, sabırla, iradeyle imtihanımız da hep bu iki sesin çatışmasından doğuyor. İşte asıl mesele, hangisinin biz olduğuna karar verebilmek. Çünkü nefsimizi kendimiz sanarsak yeniliriz; ama onu ayrı bir misafir gibi görürsek, terbiyesi de yolculuğumuz da kolaylaşır.
İçimizdeki Fırtına, Dışımızdaki Yelken
İrade ile Nefs Arasında Yolculuk
Yazar:Abdulselam AYDIN
Sabahın köründe vapurun güvertesinde otururken çok sevdiğim bir sahneye tanık oldum: Poğaça tepsisiyle dolaşan genç, “Sıcak!” diye sesleniyor; yanımdaki beyefendi göz ucuyla bakıyor, sonra kendine yaklaşıp geri çekiliyor. Dudaklarının arasında belli belirsiz bir cümle: “Yemem gerekmez… ama şimdi yesem de olur.” O an fark ettim: Hepimizin içinde bir masada iki sandalye var. Birinde “ben” oturuyorum, diğerinde “hemen şimdi” diyen gölgem gibi NEFS.
Arifler “Kişi, iki olduğunu anlamadan yol alamaz” derken belki de tam bunu işaret ediyorlardı. Zira hayat, tek bir sesin monoloğu değil; biri çağırırken diğeri beklemeyi öğütleyen iki sesin diyalogu. Biri gözün gördüğüne uzanır, öteki ufkun ardını düşünür. Biri şekerin parıltısına kanar, öteki ertesi günkü halsizliği hesaplar. Meselenin dönüp dolaşıp geldiği yer şu: O iki sesten hangisi benim?
Cevabı kolay sanmayın. Çünkü içimizdeki aceleci sese “ben” dediğimiz anda, onu sorgulamak ağırımıza gidiyor. Onu bir huy değil, “yaradılışım” diye etiketlediğimizde değişmez sanıyoruz. Oysa insanın en büyük zinciri, kendini tek parça zannetmesidir. “Ben buyum” dediğin yerde, kalemin ucu kırılır. “Bende bu da var” dediğinde ise yeni bir sayfa açılır.
Bunu en iyi ders masasındaki genç anlatır. Defterini açar, “Bugün çalışacağım” der. Bir başka ses fısıldar: “Arkadaşlar dışarıda, hava güzel, sonra bakarız.” Eğer o genç, masadaki iki sandalyeyi ayırt edebilirse, iş kolaylaşır. “Dışarı diyen” ile “otur diyen”i birbirine karıştırmadığı gün, kavgasını içeride değil, yanında oturan misafirle yapar. Misafire kıymet verir, ama evin anahtarını da teslim etmez.
“Peki, nasıl?” diye soracaksınız. Büyük devrimler değil, küçük fark edişler kurtarır bizi. İşte üç kapı, üç anahtar:
Birincisi, isim koymak. İnsanın içinde beliren her eğilime “ben” demek yerine, ona bir isim verin. “Şu an konuşan acele” deyin. “Şu sinir bir dalga” deyin. “Bu iştah biraz yorgunluk” deyin. İsim verdiğiniz şey, sizden ayrışır; ayrışan şey yönetilebilir hâle gelir.
İkincisi, zaman aralığı açmak. Arzu gelir gelmez kapıya abanır; siz kapının sürgüsüne sadece on dakika koyun. “İstersem on dakika sonra.” On dakikanın mucizesi şudur: Nefs, fırtına gibi gelir, rüzgâr gibi diner. On dakika sonra hâlâ istiyorsanız, o zaman kararınız daha “siz”dir.
Üçüncüsü, küçük zafer biriktirmek. Büyük sözler yorucu, küçük adımlar kalıcıdır. Bir dilim eksiltmek, bir adım fazlalaştırmak, bir kez daha ertelemek… Bunlar masadaki sizin elinizi güçlendirir. İçeride bir denge kurulur; “hemen şimdi” diyen ses, “bazen sonra”yı öğrenir.
Şunu karıştırmayalım: Nefsimiz düşman değil, terbiyeye muhtaç bir çocuk gibi. Çocukları sevgiyle büyütürüz; kuralsız bırakmayız, kalbini kırmayız. Nefsi boğarsanız hınç biriktirir; salıverirseniz yutar. Ölçü, onunla kol kola yürümek, ama yularını bırakmamaktır. Yok saymak kibir, teslim olmak tembellik; terbiye etmek ise hikmettir.
Bazen de hastalıkla sağlık arasındaki o ince çizgiyi hatırlamak gerek. Zihnimizdeki bazı istekler, bedenimizin gerçek ihtiyaçlarından gürültülü olabilir. Uykusuzken şeker çekmesi gibi. Bu gürültüyü “doğalım bu” diye kutsarsak, tedavi yerine teselli ararız. Oysa “bu bir sinyal, ama çift kanallı; bedenden gelen var, nefsten gelen var” diyebildiğimizde, doktoru da, diyeti de, duayı da ciddiye alırız.
Kendine kızmak kolaydır, kendini duymak zordur. O yüzden sabahları bir cümle iyi gelir: “Bugün masada iki sandalye var; karar bende.” Akşamları bir muhasebe: “Nerede ben konuştum, nerede acele?” Bu küçük gündelik ritüel, insanın ruhuna sükûn dağıtır. Zira mesele, hiç canı çekmemek değil; canı çekeni, gönlüne danışarak yönetebilmektir.
Bir de şunu deneyin: Seçimlerinizin ardından küçük notlar alın. “Yemedim ve hafifim.” “Erteledim ve dağ gibi oldum.” Bu cümleler, yarının yokuşunda size ip olur. İnsan, dününün şahididir; yarınını o şahidin diliyle kurar.
Belki de en dürüst itiraf şu: Hepimiz yoldayız. Kimi gün nefsimiz bir çocuk gibi kapıda ağlar, kimi gün usulca el tutar. Kimi sabah irade uyanık, kimi akşam yorgun. Ama bu iniş çıkışların içinde bizi taşıyan bir hakikat var: İçimizdeki iki sesin farkında oldukça, hayatın dümeni elimizde kalır. Kör dalga değiliz, kürek sahibiyiz.
Vapur iskeleye yanaşırken yanımdaki beyefendi poğaçayı almadı. Göz göze geldik, “Bugün değil,” dedi tebessümle. O küçücük cümle, günün en büyük dersi oldu bana. Bazen özgürlük, koca kapıları devirmek değil; avuç içi kadar bir “bugün değil” diyebilmektir. İşte o an anlarsınız: Masadaki iki sandalyeden hangisinde oturduğunuzu.
Bugün kendinize bir iyilik yapın. İçinizde konuşan her sese saygıyla kulak verin, fakat mührü aceleyle basmayın. “Ben” olanı ayırın, “hemen şimdi” diyenle nazikçe pazarlık edin. Göreceksiniz: Yol, ayaklarınızın altında usul usul açılacak. Çünkü kişi, iki olduğunu anlayınca, tek bir istikamete doğru yürümeyi öğrenir.

33 Yorum
Emir Erdoğmak
06.09.2025 18:13:54
Çok güzel yazmışsınız hocam.
Ali AY
01.09.2025 00:03:14
Allah sizden razi olsın Çok faideli oldu
Mehmet Nuri cengiz çevik
31.08.2025 13:33:34
Yüreğinize ve kaleminize sağlık değerli hocam değerli bilgilerinizi bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz .
Mehmet Akif ÖZTÜRK
31.08.2025 12:17:20
Hocam kaleminize sağlık.
Leyla Elçeoğlu
31.08.2025 10:46:16
Eskiden kendimden korkuyordum ben çift kişiliklimiyim diye ama yazıdan sonra herkes aynı durumdaymış onu anladım çok iyi geldi fikirleriniz çok değerli takipçilerinizdenim artık.
Feyruze AKAN
31.08.2025 01:12:28
Ya Siz nasıl bir adamsınız resmen içimi bildiğin okumussunuz Hep yenildiiim içimdeki ben e Ama şimdi işler değişti ona değil isim lakap takacağım.
Seyithan KELEŞ
31.08.2025 00:36:32
Allah senden razi ola vallah çok iyi anlattın. Nefs düşman değil amma dizginsiz bırakırsan adamı yolar.
yavuz sidal
29.08.2025 09:22:38
Öncelikle farkındalık uyandıran bir yazı. Öğretmen/esnaf öğrencisine veya müşterisine gösterdiği müsamahayı kendi ailesine gösteremeyebiliyor. Sonra üzülüp keşke böyle demeseydim dememek için yavaşlamak önemli. Bir hışımla harekete geçmeden önce bir an düşünmek içimizden gelen sesleri dinlemek ve belki dinlenmek 10 dk. Sonra sakin kafa ile daha doğru hareket etmek. Trafikte gerginiz, sokakta gerginiz. Sürekli patlamaya hazır bir halde dolaşıyor gibiyiz. Peki bu gerçekten olmak zorunda olduğumuz kişi mi? Elbette bu da bir seçim. Şimdi / hızlı / fevri olanla az sonra / sakin / mantıklı olan arasında bir seçim. Hepsi birbirinden güzel tespitler ve tavsiyeler içeren orijinal bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık hocam.
İsmail Şenel
29.08.2025 06:12:56
Allah Azze ve Celle razı olsun. Kaleminize yüreğinize sağlık. İçimizdeki öz benliği keşfetmenin ve onunla konuşmanın yöntem ve yordamını güzel örneklerle açıklamışsınız. Evet herkesin kendini keşfetmesi gerekir. Bir rüzgar misali gelip geçici heva ve heveslerin peşinden gitmek değil. Akıl, kalp,vicdan, ruh ve nefsin ortak hareketiyle içimizdeki birliği oluşturup içimizde de bir istişare heyeti oluşturmaktır. O zaman anlaşılacak insan sudaki bir kabarcık misali de olsa kocaman güneşi ayinesinde taşıyabildiği kâinatta bir zerre misali de olsa kainatın özü ve meyvesi olduğunu, kâinatı kendi ayinesinde taşıyabildiğini görüyoruz. İnsan büyük bir hazine olduğu için o hazinenin bekçisi olan nefsimizle çok sıkı pazarlıklara girerek , gerektiğinde müdahale etmek, yerine göre uygun davranarak, onu düzelterek onu hazinenin muhafazasına çalıştırmak, vazifesini hatırlatmak lazım geldiğini anlıyoruz.
Sakine İnan
29.08.2025 05:37:07
Düşüncelerinize ve emeğinize sağlık hocam
Halit özü
29.08.2025 02:03:38
Vallah her sabah okunsaydı bu yazı insan yanlış yapmaktan sakınırdı İçteki çocuğu da güzel tarif etmiş beyefendi. Kendi adıma teşekkür ederim
Beşir Ar
29.08.2025 00:05:32
Yazarın nefs çocuk gibidir benzetmesine katılıyorum Çocuğumuzu dövmezsin ama başıboş da bırakmazsın, aynen öyledir.
Emel Dündar
29.08.2025 00:02:09
Yazınızı okuyunca kendi hâlime güldüm yeminle Daha dün dedim bir tane tatlı yesem ne olur. Ama demek ki herkes te hep o ses konuşuyormuş. Yanlız değilmişim Nerden böyle bir tespit yapıp kaleme almışsınız çok ilginç bir insan tanıdım. Yazılarınızı takipteyim artık
Halime Er
28.08.2025 23:05:27
Ere vallah, isim vermek kısmı çok hoşuma gitti. Bundan sonra diyeceğim bu sinir bende değil misafirimdir. Adını da Bekkkoo koyacam. Çok yaşayın
Amran Aktaş
28.08.2025 22:45:26
Bazen irade uyuyor, nefs bağırır. O vakit insan kendini kaybeder . Ama dediklerin kulağa küpe olacak. Teşekkür Xoce
Sultan BAKIR
28.08.2025 21:45:52
Sen yazında yol göstermişsin kimseye şöyle yap böyle yap dememişsin sadece aynayı tutmuşsun. Bu inceliğini sevdim. Devamke
Ali Koç
28.08.2025 21:22:47
Aktif selam hocam kişinin Benli ile nefsi arasındaki gittikleri çok güzel kalem olmuş tebrik ediyorum Allah insanda nefsani yönü ve rahmani yönü olmak üzere iki türlü sıfat yaratmış bunların arasında akıl adlı bir de terazi yaratmış eğer saf nefsin emredersek şeytanın işbirliği yaparız eğer ruhumuzu ihmal edersek eşek kulluğumuzu yapamayız akıl terazini ihmal etmemeliyiz abdulselam hocamı kutluyorum
Aycan Kurkmaz
28.08.2025 19:43:59
Bu yazı sadece okuyanı düşündürmekle kalmıyor aynı zamanda nefs ve irade arasında ki dengeyi sakin bir bilgelikle kurmak için pratik önerilerde sunuyor . Umuyorum ki bu farkındalık hepimiz için bir rehber olur. Kaleminize sağlık değerli hocam
Selim YANCI
28.08.2025 19:22:07
Bizim köyde yaşlı amcalar da Nefsini bilmeyen Rabbini bulamaz. Senin yazınızda da bunu anlattı gibi geldi bana. Güzeldi ama devamı bekliyoruz
Zelal Ceba
28.08.2025 19:15:35
Elinize emeğinize sağlık hocam
Esma TAŞ
28.08.2025 19:10:36
Hocam küçük zafer sözün işte o çok bende mühimdir. Hep büyük planlarla kendimizi yorarız halbuki adım adım gidilirse yol açılır. Kalemin daim olsun.
Xelil ZAN
28.08.2025 19:00:21
Vapurdan inen adam amma güzel demiş. Bugün değil. Bende öğrenebilsem keşke bugün değil diye. Vellahin en büyük ders budur. Hepimize lazım olan bir söz. Tı sağbe MAMOSTE
Mahsum Açar
28.08.2025 18:57:33
“Kaleme aldığınız yazı, insanın iç dünyasındaki çatışmaları çok sade ve etkili bir dille anlatmış. Özellikle ‘masadaki iki sandalye’ benzetmesi, nefs ve irade arasındaki mücadeleyi çok net ve unutulmaz bir şekilde resmediyor. Okurken hem kendime ayna tuttum hem de küçük adımların kıymetini fark ettim. Anlatımınız sadece öğreten değil, aynı zamanda umut veren bir taraf da taşıyor. Emeğinize sağlık, çok kıymetli bir yazı olmuş.”
Cemal Aslan
28.08.2025 18:34:49
Yazınızı okuyunca anladım ki insan kendine kızacağına kendini dinlemeli. Bu da bana Mardin’in taş evleri gibi sağlam bir nasihat oldu.
Cemal Aslan
28.08.2025 18:34:48
Yazınızı okuyunca anladım ki insan kendine kızacağına kendini dinlemeli. Bu da bana Mardin’in taş evleri gibi sağlam bir nasihat oldu.
Elif Akbal
28.08.2025 18:20:22
Hocam İki sandalye benzetmesini aileme anlattım herkes çok sevdik Çocuklar bile anladı,dediler Biri ben, biri oyun isteyen. :)
Hayrettin ÖZTÜRK
28.08.2025 18:18:42
Allah nefis ve iradeyi bize vermiş, bununla bizi imtihan etmektedir. Nefsin, kör hissiyatın kötü istekleri yanında; kalbin, vicdanın iyi istekleri vardır. Akıl bu iki isteğin hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu belirleme kapasitesine sahiptir. İmtihanın gereği olan bu seçim kavşağında, insan özgür iradesiyle bir tarafı tercih edecektir. Böylece imtihanı kaybedecek veya kazanacaktır. Elbette Allah insanın gücünün üstünde bir yükümlülük insana yüklemez. Emir ve yasakların hepsi insanın gücü dahilinde yapılabilir veya sakınılabilir. (bk. Bakara, 2/285-286)
Ersan Şanlı
28.08.2025 18:11:23
Nefisle kavga etme, ama anahtarı da verme. Çok doğru söz. İnsan hayatını kurtarır bu denge. Tebrikler
Sevda AL
28.08.2025 18:01:24
Yazınız sabah kahvesi gibi ruhumu ısıttı. Dedim ki kendi kendime: “Bugün masada iki sandalye var, karar benim.” Bitmesini istemediğim bir çok sevdiğim bir kitap gibi okudum Kaleminizin mürekkebi bitmesin.
Abdullah ENSARİ
28.08.2025 17:55:22
Ere kardeş doğru dersin. Biz çoğu zaman içimizdeki o “hemen şimdi”ye uyarız sonra pişman oluruz. Yazı benim için ders gibiydi.
Adnan Hancı
28.08.2025 17:42:50
Vallah güzel yazmışsın heval, insanın icindeki o ses bazen şekerden tatlıdır bazen zehirden acı oluyor. İki sandalye benzetmesi tam oldu oturdum hemen
Arif Şayakdokuyan
28.08.2025 16:37:31
Hayatta itidal li olmayı şiar edinme adına yazılmış güzel bir yazı olmuş Abdüsselam hocam...insanın kendisini terbiyesi ve kendisi ile mücadelesinin bir ömür süreceğini hatirlatdigin içinde ayrıca bir teşekkür ????
Selman AYDIN
28.08.2025 16:36:02
İnsanın iç dünyasında kopan fırtınalarla dışarıya açılma arzusu, iradenin gücüyle birleştiğinde bir yolculuğa dönüşüyor. Nefis ve irade arasındaki bu gerilim, aslında hayatın özünü yansıtıyor: Bizi ya dibe çeken ya da yücelten bir yol. Yazı, insanın kendi iç dengesini bulma çabasını şiirsel bir üslupla aktararak hem düşündürücü hem de ilham verici bir mesaj veriyor.” Kaleminize sağlık hocam…