Erkek için temel ihtiyaçlar genellikle üç başlıkta toplanır:

Takdir edilmek, saygı görmek ve ihtiyaç duyulduğunu hissetmek.

Dışarıdan güçlü görünse de iç dünyası çoğu zaman kırılgandır. Saygı görmediğinde geri çekilir, değersiz hissettiğinde susar. Sevdiği kadının gözünde “bir işe yarayan”, “yerinin doldurulamaz” biri olmak ister. Kendini gerekli hissettiği yerde bağ kurar, orada kalır.

 

Erkeğin duygusu çoğu zaman sözle değil, eylemle konuşur. Cinsellik de bu eylem dilinin bir parçasıdır. Erkek fizyolojisi, sevgiyi ve yakınlığı çoğunlukla bedensel yolla ifade eder. Sevildiğini hissettiği, takdir edildiği ve ihtiyaç duyulduğu bir ilişkide kendini güvende hisseder.

Özetle erkek, ilişkide şunu arar:

İhtiyaç duyulmak, takdir edilmek ve duygusal–bedensel olarak doyurulmak.

 

Peki ya kadın?

 

Kadın için her şey, sevildiğini hissetmekle başlar.

Sevgi; saçına dokunan bir eldir, “aklımdasın” demektir, sebepsiz alınan küçük bir çiçektir. Birlikte içilen kahve, yan yana sessizce oturabilmek, sarılabilmektir. Kadın sevginin söze, ilgiye ve duygusal temasa dökülmesini ister.

 

Kadın ilgi ister.

Ama bu ilgi yalnızca cinselliğe sıkıştığında, kadın kendini bir eş değil, bir nesne gibi hisseder. İşte bağ tam da burada zedelenir. Kadın, bedeninden önce ruhuna dokunulmasını ister. Görülmek, duyulmak ve hissedilmek ister.

 

Kadın, kadın olduğu haliyle kabul edilmek ister.

Yaptıklarının görülmesini, emeğinin fark edilmesini bekler. Evde yapılan işler bir “görev” değil, bir emek olarak değerlendirildiğinde kadın kendini değerli hisseder. Sürekli anne rolüne sıkışan kadın zamanla dişiliğini kaybeder. Erkek, kadını yalnızca “anne” olarak görmeye başladığında sağlıklı bir ilişkiden söz etmek zorlaşır; roller yer değiştirir.

Oysa kadın hem şefkatli hem de arzulanır olmak ister. Erkek bunu hissettirebildiği sürece ilişki canlı kalır.

 

Bir ilişki sadece aynı evde yaşamak değildir.

Birlikte gülmek, ortak alanlar yaratmak, küçük paylaşımlar yapabilmektir. Uzun soluklu ilişkiler yalnızca cinsellikten değil, duygusal temastan da beslenir. Bu çoğu zaman unutulur.

 

Kadının kendisiyle olan ilişkisi de, partneriyle olan ilişkisi kadar önemlidir. Kendine özen göstermek, kendini iyi hissettiren küçük ritüeller oluşturmak bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Çünkü kendini unutan kadın, zamanla ilişkide de görünmez olur.

 

“Peki neden hep kadınlar çabalıyor?”

Bu soru, kadın danışanlarımdan sıkça duyduğum bir sitemdir. Oysa mesele çabalamak değildir. Asıl mesele, önce kendinle iyi olabilmektir. “Önce ben” demek bencillik değil, sağlıktır. Kendisiyle bağı kopmuş bir insanın, başkasıyla sağlam bir bağ kurması mümkün değildir. Önce siz var olacaksınız ki, hayatınızda her şey var olabilsin.

 

İyi bir ilişki, kendimizi sevmekle başlar.

Kendini sevmeyen biri, bir başkasını da sağlıklı şekilde sevemez. Böyle bir ilişkide huzur da süreklilik de mümkün olmaz.

 

Ve belki de en önemli nokta şudur:

Bir başkasını değiştirmeye çalışmak değil, kendinle temas kurabilmektir asıl mesele.

Çünkü en başta sen değişirsen, dünya da değişir.