Bugün, 26 Ekim 2025…

Seni kaybedeli tam bir yıl oldu, kıymetli babam... Gidişin… ve bir daha dönemeyişin… Dile kolay; hicretinin üzerinden tam üç yüz altmış beş gün geçti. Her gün biraz daha sessiz, her biri eksik… Kalbimde bıraktığın tarifsiz boşluk, her geçen gün biraz daha derinleşiyor, her dokunuşunda ince ince sızlıyor. Kelimeler ne söylese yetersiz, ne anlatsa eksik... Çünkü seni anlatmak için sözcükler değil, koca bir yürek gerek. Senin gibi güzel bir babayı tarif etmek imkânsız... Sadece varlığın bile bize huzur, güven ve sığınak olurdu. Şimdi o liman yok… Yerinde, benliğimi saran koca bir sessizlik var.

Son beş yıl içinde; önce babaannem… On ay sonra ansızın annem… On gün sonra dayım… Üç ay sonra dedem… Dedemden kısa bir süre sonra anneannem… Ve en son sen… Her biri birer yara, ama senin gidişin hepsinin üstüne kapanan bir karanlık gibi... Senin vefatın, tüm acıların ötesinde bir sızı bıraktı bizde. (İnnalillahi ve innaileyhiraciun.)

Yarım asırdır görev yaptığın mukaddes mabede, vefat ettiğin sabah yine imam olarak çıktın. Aynı caminin mihrabında son kez namaz kıldırdın; sesin, duvarlara, kubbeye ve cemaatin gönlüne son kez yankılandı. Akşam olduğunda ise o kutsal mekâna bu kez tabutunla döndün. Aynı kapıdan son kez girdin. Bu manzara bize ve cemaatine çok ağır geldi. Elli yıl boyunca bir an bile aksatmadığın o kutsal vazifeye ömrünü adadın. Meslek aşkın ve hizmet anlayışın öylesine derindi ki, ne yıllık izin düşündün, ne de haftalık dinlenmeye zaman ayırdın. Tüm ömrünü, dinlenmeden, yalnızca hizmet ve görev aşkıyla ördün. Gönlünde yanan iman ve sorumluluk ateşi, emeklilik yıllarında dahi sönmedi. “Artık yeter” demedin; hep daha fazlası için çabaladın. Yol gösterdin, rehber oldun, doğruluğun ışığıyla nice kalbe dokundun. Binlerce Kur’an talebesi ve nice âlimler yetiştirdin.

Merhametin, cömertliğin, cesaretin ve içtenliğinle hayatımıza öyle güzel dokundun ki… Anlatamam... Bir insanın kendini değerli hissetmesi ne demek, seninle öğrendik. Hiçbir kimseyi kırdığına ya da bir kalbi incittiğine tanık olmadık. Hayatının her anında insanlara şefkatle, iyilikle yaklaştın; bir isteğe “hayır” dediğini hiç duymadık. Misafirperverdin, sıla-i rahime önem verirdin. Vefalıydın; kibirden uzak durur alçakgönüllükle yol alırdın. Büyüğe saygı, küçüğe içten sevgi ve şefkatle yaklaşırdın.

Kendi caminin lavabolarını dahi temizlemekten onur duyardın. “Sekiz çocuğum var,” derdin hep; çünkü camiyi de kendi evladın bilirdin, onu bizden ayırmazdın. Sahip olduklarını kendine saklamaz, hep başkalarıyla paylaşırdın. Sadaka vermeyi, garip gurebaya yardım etmeyi ömür boyu ilke edindin. Sen, kendini değil, daima başkalarını düşünen bir yürektin; bir rahmet dairesiydin.

Dürüstlüğün ve iyiliğinle bizlere en kıymetli mirası bıraktın. Yalan nedir bilmezdin, sebepsiz yere asla yemin etmezdin. Sûizan ve gıybetten daima uzak dururdun. Hayatını adadığın değerler hep yol göstericimiz oldu. Senin doğruluğun, hayatımızda hiç sönmeyecek bir ışık gibi yolumuzu aydınlatacak.

Sana danışacağım İslam tarihi, siyer-i Nebi ve fıkıh konuları, soracağım sorular, alacağım cevaplar, anlatacağım dertler… Sığınacak limanım, güvenle yaslandığım o koca dağ artık yok. Sen, hayatımın pusulası, dayanacağım en sağlam duvar, sığınıp güç bulduğum limandın. Canım babam, senden geriye kalan bu boşluğu kim doldurabilir..?

Dört yıllık anne özlemimizin ardından şimdi de babasız geçen günlerin hüznü çöktü üzerimize. Evdeki sessizlik, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Biz ise kayıplarla büyüyerek, hayatın geride bıraktığı hüzünle yüzleşiyoruz. Geride bıraktığın binlerce güzel hatıra var, ama ardında koca bir hüzün bırakarak aramızdan ayrıldın. Senin kıydığın nikâhlarla yuvalar kuruldu, öğrettiğin bilgilerle nesiller yetişti. Her sözünle yüreklere şifa oldun...

Ve kıymetli babam… sana güzel bir haber vermek istiyorum: Elisa (büyük kızım), büyük bir heyecanla Kur’an Kursu’na gidiyor; bu onun ikinci yılı. Namaz kılmayı öğrendi, duaları ezberledi. Geçen sene Nusaybin Müftülüğü’nün düzenlediği mezuniyet töreninde, herkesin huzurunda ilahi eşliğinde harika bir gösteri yaptı. Keşke sen de bu güzel anlara şahit olabilseydin…

 “Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle dirilirsiniz.” Hadîs-i Şerîf’in en güzel tecellilerinden biri oldun. Habîbullah aşkıyla yanıp tutuşan bir kalbe sahiptin. Kendi çocuklarından, eşinden, anne ve babandan, hatta kendi canından ve nefsinden daha çok severdin iki cihan serverini. Hayatının merkezine O’nu alır, O’nun gibi yürümeye, O’nun gibi yemek yemeye, O’nun gibi yatmaya gücün yettiği kadar özen gösterirdin. Nakşibendî-Haznevî Tarikatı’nın sevgisiyle dolu, koca bir ömür yaşadın. Dünyaya o kutlu dergâhta gözlerini açtığın gibi, yine o mukaddes mekânda gözlerini yumdun.

Annemin vefatından sonra gözlerindeki hasreti herkes gördü. Ona kavuşacağın günü saydın, hep o anı bekledin. Ve o büyük gün geldiğinde, sanki bir düğüne gider gibi hazırlandın. Tıraşını oldun, ayakkabılarını boyadın, en şık takım elbiseni giydin. Sonra da ilk nefesini aldığın kutsal mekânda, Midyat Haznevî Tekkesi’nde cemaatin huzurunda ruhunu Sırrın Sahibi’ne teslim ettin. Bundan daha büyük bir şeref olabilir miydi, canım babam?

Böylesine onurlu bir ölüm, Allah’ın herkese nasip etmediği bir lütuftur. Bu hakikatin ağırlığı yüreğimi dağlıyor. Yokluğunu her geçen gün biraz daha derinden hissediyorum. Senin gibi yaşayıp senin gibi veda etmek… Bu, ancak kalbini tümüyle Allah’a adayabilenlerin payına düşen bir nasiptir.

Canım babam, senin gibi güzel bir insana, büyük bir âlime veda etmek nasıl da ağır… Senin yokluğuna alışmak ne de zor… Göğsümde yankılanan sesin, o duvarda kalan emeğin… Gönlüm buruk, ruhum derin bir yasa gömüldü. Ömrünü insanlara hizmet etmeye adayan, bize dürüstlüğü ve iyiliği miras bırakan kıymetli babam… Senin bıraktığın değerler daima bizimle yaşayacak. İşaret ettiğin yolda yürüyeceğime Allah’ın huzurunda söz veriyorum.

Ruhun şad olsun, canım babam! Makamın âli, kabrin nur, mekânın cennet olsun. Seni her daim rahmet, minnet ve saygıyla anacağım.[1]

Oğlun: Selman...

 

[1]Babam Mele Ahmed Gökçe, 67 yaşında, 26 Ekim 2024 Cumartesi günü, yatsı namazı sonrası, Midyat Haznevi Tekkesi'nde cemaatin huzurunda Hakk’ın rahmetine kavuştu. Cenaze namazı, 50 yıl boyunca hizmet ettiği Hacı Nuri Dilmen Camisi'nde kılındıktan sonra, büyük bir kalabalığın katılımıyla naaşı Veysikê Kabristanı'na defnedildi.