Meslekte Şiddet: Kavramların İstismarı ve Gerçeğin Görünmezliği
20.06.2025 tarihinde, Nusaybin ilçe merkezinde bir ortaokulda, öğrencisinin karnesini beğenmeyen bir veli tarafından müdür odası basılıp müdür darp edilmeye çalışılmıştır. Eğitimde şiddetin tipik örneklerinden olan bu olay neden kamuoyunda geniş yer kaplamıyor? Çocuklarımızın eğitimi için büyük bir özveriyle çalışan öğretmenlerimizin, sağlığımız için gece gündüz demeden emek veren sağlık çalışanlarımızın, sokakta güvenliğimizi canı pahasına sağlamaya çalışan polisimizin saldırıya uğramaları toplumda büyük bir tepkiye neden olması gerekmez miydi? Bu konuyu sadece halkın duyarsızlığı deyip geçiştirmek ne kadar doğru bir yaklaşımdır? Bu yazımda “meslekte şiddet” kavramını ele aldım. Ancak her şiddet olayını bu başlık altında değerlendirmek, hem toplumsal duyarlılığı zedeliyor hem de hukuki karışıklıklara yol açıyor. Yazımda bu kavramın nasıl istismar edildiği, meslek onurunun nasıl zarar gördüğü ve bu durumun kamuoyunu nasıl yanlış yönlendirdiği ele alınıyor. Gerçek mesleki şiddetin ne olduğu, nasıl ayırt edilmesi gerektiği ve kurumların bu konudaki sorumluluğu sorgulanıyor.
Mekân Değil, Niyet ve Bağlam Esastır.
Bir kişinin bir okulda ya da hastanede şiddete uğramış olması, yaşanan olayı doğrudan eğitimde ya da sağlıkta şiddet kategorisine sokmaz. Mekân her şeyi belirlemez. Önemli olan, kişinin mesleki görevini icra ederken, bu görevle ilgili sebeplerle hedef alınmış olmasıdır.
Bir öğretmen, bir öğrencinin velisi tarafından çocuğa düşük not verdiği gerekçesiyle tehdit edilir, hatta fiziksel saldırıya uğrarsa bu eğitimde şiddettir. Ancak aynı öğretmen, eski sevgilisi tarafından okul bahçesinde saldırıya uğrarsa, bu elbette vahim bir şiddet vakasıdır ama eğitimde şiddet değildir. Zira burada mesleki kimlik değil, kişisel bir mesele söz konusudur.
Benzer biçimde bir doktor, muayene sırasında hasta ya da yakını tarafından darp edilirse sağlıkta şiddettir. Ancak doktor, araba sattığı bir kişiyle hastanede karşılaşıp ticari bir anlaşmazlık yüzünden saldırıya uğrarsa, bu meslekle değil, kişisel yaşamla ilgilidir.
Bu kavramsal bulanıklık yalnızca eğitim ve sağlıkla sınırlı değil. Bir zabıta memuru, ruhsatsız tezgâh açan biri tarafından denetim sırasında tartaklanırsa bu kamu görevlisine yönelik şiddettir. Ama aynı zabıta memuru, aile içi bir mesele nedeniyle kayınbiraderi tarafından sokakta darp edilirse, bu olay “kamuda şiddet” başlığıyla verilemez.
Bir polis memuru görev başında saldırıya uğrarsa bu elbette kamu görevlisine yönelik şiddettir. Ancak görev dışında, apartman komşusuyla yaşadığı bir gürültü tartışması kavgaya dönüşürse bu artık meslekle ilgili değildir.
Zabıta, polis, kamu görevlisi gibi farklı mesleklerde de aynı hatalı sınıflandırmalar söz konusudur. Görev başında ve kamu sorumluluğu taşırken gelen saldırı ayrıdır; apartmanda ya da aile çevresinde yaşanan tartışma ayrıdır.
Bu noktada, mesleki şiddetin ölçütü olabilecek bazı temel soruları sormak gerekir:
1-Bir kişi, mesleki kimliği nedeniyle mi hedef alındı?
2-Yaşanan olay, mesleki sorumluluk alanı içinde mi gerçekleşti?
3-Fail ile mağdurun ilişkisi, kamu hizmeti zemininde mi kuruldu?
Bu sorulara evet yanıtı verilemiyorsa, yaşanan olayın meslek kaynaklı değil, şahsi bir şiddet olayı olduğunu kabul etmek gerekir.
Devlet Gücü ve Meslek İtibarının İstismarı
Bir kamu görevlisinin, kişisel meselelerden kaynaklanan bir çatışmayı “meslekte şiddet” kisvesi altında sunması, yalnızca bir yanlış nitelendirme değil, aynı zamanda devlet gücünün kötüye kullanımıdır. Kamu gücü, mesleki sorumluluğun yerine getirilmesi sırasında maruz kalınan saldırılara karşı bir koruma sağlar; özel hayat meselelerinde değil.
Aynı şekilde, meslek örgütleri ve sendikaların da üyelerini her olayda koşulsuz savunması, ilk bakışta dayanışma gibi görünse de uzun vadede hukuki ve toplumsal dengeleri bozar. Gerçeği eğip bükerek savunmak, meslek onurunu korumaz; aksine, o mesleğe olan inancı zedeler.
Bu tarz nitelendirmeler kamuoyunun algısını bulandırır. Çünkü insanlar, gerçekte mesleki bağlamda yaşanmış bir saldırı karşısında bile “Acaba bu da kişisel mi?” şüpheciliğine kapılır. Bu da gerçekten korunması gereken kamu çalışanlarının sesini bastırır.
Gerçek Tehlikeyi Görünmez Kılmak
Şiddet kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin kabul edilemez. Ancak şiddetin kaynağını doğru adlandırmak, hem hukuk hem vicdan için zorunludur. Kavramların içini boşaltmak, gerçek mağdurların görünmez kalmasına neden olur.
Gerçekten görev başında saldırıya uğrayan bir doktorun, bir öğretmenin, bir zabıtanın, bir polisin sesi, bu yüzden daha az duyulur hale gelir. Toplum, her olaya aynı gözle bakmaz olur. Bu da hem kamu hizmetlerinin yürütülmesini hem de meslek onurunun korunmasını zorlaştırır.
Yanlış tanımlar, yanlış tepkiler doğurur. Her şiddet olayına "mesleki" etiketini yapıştırmak, hem cezanın niteliğini etkiler hem de kamu vicdanını zedeler. Gerçekleri tahrif ederek hak aramak, en nihayetinde haklının sesini bastırır.
Meslekte şiddet, hafife alınacak bir konu değildir. Ancak her olayı bu kapsama almak, bu kavramın kendisine yapılan bir haksızlıktır. Şiddeti durdurmanın ilk adımı, onu doğru adlandırmakla başlar.

4 Yorum
İdris Harran
23.06.2025 11:29:15
Hocam kamu görevlisinin, görev yeri dışında görevinden dolayı saldırıya uğramasıda meslekte şiddet sınıfına girer mi?
Mesut Averbek
24.06.2025 16:04:20
Kesinlikle Girer. Mekan Tek Belirleyici Unsur değildir. Bunu tam olarak açıklamamışım yazımda. Hatırlattığın için teşekkür ederim.
Mervan
23.06.2025 08:20:20
Tespitler yerinde ve doğru gayet sade bir dille anlatılmış kaleme alınmış mükemmel bir metin. Bu ve benzeri durumlarda kur'an-ı Kerim'in bu muhteşem ayetini idrak edip, dikkate almalıyız Hucurat Suresi 6. ayet : Ey iman edenler! Eğer biri size bir haber getirirse onu etraflıca araştırın. Yoksa bilmeden bir kişiye veya bir kavme kötülükte bulunursunuz da sonra işlediklerinize (yaptıklarınıza) pişman olursunuz.
Abdulselam Aydın
22.06.2025 14:29:02
Okul müdürüne yapılan saldırı, yalnızca bireysel bir öfke değil; eğitime, emeğe ve toplumsal değerlere yönelmiş ciddi bir tehdittir. Sessizlik, şiddeti cesaretlendirir. Öğretmene, doktora, polise uzanan her el, toplumun vicdanına inmiş bir darbedir. Bu anlamlı konuyu gündeme taşıyan Mesut Avarbek hocamıza yürekten teşekkür ediyor, duyarlılığı için tebrik ediyorum. Mesleki şiddeti ciddiyetle ele almak, hepimizin ortak sorumluluğudur.