Mezopotamya’da Çocuk Olmak: Bastırılmış Duyguların İzinde
Mezopotya’da çocuk olmak, tarih ve kültürle iç içe geçmiş zorluklarla büyümek demekti. Oyuncaklar, oyun alanları ve imkânlar sınırlıydı; sorumluluklar erken yaşta yüklenirdi. Bu süreçte çocuklar çoğu duygularını bastırmak zorunda kaldı. Psikolog gözüyle baktığımızda, bastırılmış duygular ileride ilişkileri ve davranışları etkileyebilir. Bugün ise farkındalıkla, çocuklarımızın duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar yaratmak ve çocukluklarını özgürce yaşamalarını sağlamak elimizde. Yeni nesillerin gelişimi, bizim bilinçli adımlarımızla şekillenir
Mezopotamya’da Çocuk Olmak: Bastırılmış Duyguların İzinde
Dünyanın ilk yerleşim alanlarından olan Mezopotamya… Toprakları, tarih boyunca pek çok kültüre, dile ve dine ev sahipliği yapmış; insan etkileşiminin ve medeniyetin kalbi olmuş bir coğrafya.En çok da bu coğrafyada büyüyen çocuklarımız etkilenmiştir.
Ben de bu coğrafyanın bir zamanlar çocuğu olarak, kendi anılarımın tozlu raflarından bu satırlara uzanıyorum. Biz, Mezopotya çocukları olarak zorluklarla büyüdük. Oyuncaklar, kitaplar, oyun alanları… çoğu zaman sadece hayal edebildiğimizden ibaretti. Sinema, AVM ya da modern eğlence merkezleri, ulaşılmaz rüya gibiydi. Uzak şehirlerden gelenlerin kısıtlı imkânlarına ulaşma şansı olurdu; biz ise sadece izlemekle yetinirdik.
Belki de bu imkansızlıklar çocuklukta birer hayal tohumu gibi büyüyüp başarıya dönüştü. Mezopotya çocukları, imkânsızlıklar karşısında direnç geliştirdi, azim ve sabırla nice başarıya imza attı. Aziz Sancar’dan Musa Anter’e, Nusaybin’den Harvard’a uzanan Cemil Türk ve daha niceleri… Her biri, hayallerini engellerin arasından sıyırarak yükseltti.
Ama burada çocuk olmak, çoğu zaman ailenin ve toplumun beklentileriyle şekillendi. Kendi duygularımız ve ihtiyaçlarımız, çoğunlukla ikinci plandaydı. Erken yaşta sorumluluk almak, işlere yardımcı olmak, toplumsal kurallara uymak… Bunlar, çocukluğun bir parçası değil, çoğu zaman yüküydü. Öfke, korku, üzüntü… bastırılmak zorundaydı; duygular, görünmez zincirler gibi sessizce içimizde sıkışıp kaldı.
Psikolojik açıdan baktığımızda, bastırılmış bu duygular, ilerleyen yaşamda ilişkilerimizi, kararlarımızı ve kendimize bakışımızı şekillendirebilecek bir yük olarak taşındı.Mezopotya’da büyüyen çocuklar, hayatta kalmayı ve toplumla uyumu öğrendi; ama kendi iç dünyalarını ifade etme imkânı çoğu zaman sınırlı kaldı.
Bugün ise elimizde farklı bir şans var: Geçmişin izlerini anlamak ve çocuklarımıza, kendi duygularını güvenle ifade edebilecekleri alanlar sunmak. Bu coğrafyada, küçük yaşta büyük sorumluluklar altında ezilmiş çocuklar yerine; çocukluklarını özgürce yaşayabilen, hayal kurabilen minikler görmek mümkün.
Çünkü bir nesil değişirse, diğerleri de değişir. Eğer biz ebeveynler, öğretmenler ve toplum olarak farkındalıkla adım atarsak, yeni kuşaklar bu bastırılmış duyguların yükünü taşımayacak; kendi iç dünyalarını keşfederek büyüyecekler.
Mezopotya’nın çocukları… geçmişin gölgeleriyle büyümüş olabilir; ama şimdi, kendi ışığımızı, sevgimizi ve anlayışımızı onlara aktarabiliriz. Ve belki de bu topraklarda, bir çocuk gülümserken, tarih bir kez daha umutla yazılır.

2 Yorum
Merve Nur AKTAŞ
04.01.2026 21:44:50
Değerli Abdülselam hocam Bu kadar derin ve içten bir değerlendirme için yürekten teşekkür ederim Amacım tam da buydu yaşanmışlıkları görünür kılmak ve çocukların iç sesine kulak verebilecek yetişkinlere bir iz bırakmak Bu coğrafyanın yarım kalmış çocukluklarına umut olabilmek dileğiyle…
Abdulselam Aydın
04.01.2026 19:53:27
Değerli yazarımıza bu Güzel makalede Mezopotamya’nın göbeğinde Nusaybin‘de dibine kadar anlatılanları yaşamış çocukluğunu burada geçirmiş bir eğitimci olarak duygu ve düşüncelerimize tercüman olduğu için teşekkür ediyorum. Nusaybin’de geçen bir çocukluğun izlerini taşıyan bu yazı, bize sadece yoksunlukları değil; sessizce aktarılan kültürel hafızayı, dayanışmayı ve erken olgunlaşmanın bedelini de hatırlatıyor. Yazarın satır aralarında, bastırılmış duygular kadar güçlü bir başka gerçek daha var: Bu coğrafyada çocuklar, kendilerini ifade edemeseler bile başkalarını anlama yeteneğiyle büyüdüler. Bir eğitimci olarak çıkarılacak en kıymetli ders ise şudur; bilgi vermekten önce çocuğun iç sesini duymayı başaran her yetişkin, Mezopotamya’nın yarım kalmış çocukluklarını tamamlayan bir umut olur.