Milletin Efendisi Perişan(!)

Değerli okurlarım, Türkiye’de tarım bitti mi? Hani Türkiye kedi kendine yeten yedi ülkeden biriydi? Sorularıyla yazıma başlamak istiyorum. Tarımda elbette bir çok sorun var. Çiftçi para kazanamadığı için üretim yapmakta zorlanıyor. En kolay yetişen soğan, patates bile ithal ediliyorsa tarımın içinde bulunduğu darboğazı yeterince anlatıyor.

Türkiye’de kayıtlı kayıtsız yaklaşık 3,5 milyon aile var. Ülkenin tarımsal ürün ve gıda ihtiyacını onların üretimi karşılıyor. 86 milyon insanımızın gıda ihtiyacını doğrudan veya dolaylı olarak çiftçiler karşılıyor. El üstünde tutulmaları gereken çiftçiler, adeta ikinci sınıf vatandaş gibi görülüyor. Derdini anlatmaya çalışırken “Ananı da al git deniliyor” Buğday fiyatı düşük deyince “gözünüzü toprak doyursun” diyerek terslenebiliyor.

Uygulanan tarım politikaları ile çiftçinin desteklenmesi bir yana adeta cezalandırılıyor. Mazot, gübre, ilaç, tohum gibi birçok girdide dışa bağımlı olunca, döviz arttıkça girdilerin fiyatı artıyor. Fakat bu paralelde çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı hiç artması isteniyor. Ürün fiyatı artarsa gıda enflasyonu artar diye baskı altında tutuluyor. Fiyatlarda biraz kıpırdanma olunca hemen ithalat kapıları açılıyor. Hangi ürünün fiyatı artarsa ithal edilerek çiftçinin elindeki ürünün fiyatı düşürülerek değersizleştiriliyor.

 

Yaklaşık 25 yıldır Türkiye’de tarım sektörü, değişen iklim koşullarından ekonomik dalgalanmalara kadar birçok zorlukla karşı karşıya kaldı. Çiftçi, her dönemde üretmeye devam etti; ancak artan maliyetler, azalan kazançlar ve yetersiz destek politikaları tarımın geleceğini tehdit eder hale geldi.

Bir zamanlar “Çiftçi milletin efendisidir” sözü, hem bir gurur hem de bir teşekkür ifadesiydi. Toprağı eken, ülkenin ekmeğini çıkaran çiftçi, toplumun temel direği sayılırdı. Ancak bugün, o efendilik yerini zorluklara, borçlara ve belirsizliklere bıraktı.
 

Artan girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları, kuraklık ve ithalat politikaları çiftçinin belini büküyor. Her geçen yıl üretici biraz daha toprağından, emeğinden uzaklaşıyor.
Oysa bu topraklar, alın teriyle bereket bulur. Çiftçiye sahip çıkmak, aslında ülkenin geleceğine sahip çıkmaktır.

Çiftçinin ve tarımın temel sorunları aşağıdaki maddeler halinde şöyle sıralanabilir:

1. Artan Girdi Maliyetleri

2000’li yılların başından bu yana gübre, mazot, ilaç, enerji, işçilik ve tohum fiyatlarında büyük artışlar yaşandı. Bu artışlar çoğu zaman ürün fiyatlarına yansımadı. Mazot desteği ve gübre desteği verilse de, enflasyon ve döviz kurundaki dalgalanmalar bu desteklerin etkisini kısa sürede eritti. Topraklar gübreye alıştırılmış az atınca buna bağlı olarak üretim azalıyor.

2. Borç Sarmalı

Birçok çiftçi üretimini devam ettirebilmek için krediye yöneldi. Ancak faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte tarım kredileri,  çiftçiyi daha da zor duruma soktu. Tarım Kredi Kooperatifleri ve devlet bankalara olan borçlar, birçok üreticinin toprağını terk etmesine neden oldu.

3. İklim Değişikliği ve Kuraklık

Son yıllarda en fazla hissedilen sorunlardan biri de iklim değişikliği oldu. Yağış rejimlerinin değişmesi, uzun süren kuraklıklar ve mevsim dışı hava olayları verimi ciddi şekilde düşürdü. Özellikle buğday, arpa, mısır ve pamuk üreticileri iklim kaynaklı zararlardan büyük ölçüde etkilendi. Hemen hemen tarım yapamaz duruma geldi.

4. Tarım Politikalarında İstikrarsızlık

Tarım politikalarının sık sık değişmesi, çiftçiyi planlama yapamaz hale getirdi. Destekleme fiyatlarının geç açıklanması, ithalat kararlarının üretim dönemine denk gelmesi, çiftçinin emeğini değersizleştirdi. Çoğu üretici, “Ekim yapalım mı, zarar eder miyiz?” kaygısıyla üretimden uzaklaştı.

5. Genç Nüfusun Tarımdan Uzaklaşması

Köylerden kentlere göç artarken, tarımla uğraşan nüfusun yaş ortalaması 60’in üzerine çıktı. Gençler, tarımı kazançlı bir meslek olarak görmedikleri için şehirlerde farklı alanlara yöneliyor. Bu da kırsalda üretim gücünün azalmasına neden oluyor.

6. İthalatın Artması

Yerli üretim yetersiz kalınca birçok tarım ürünü ithal edilmeye başlandı. Bu durum hem çiftçinin ürününün değerini düşürdü hem de ülkenin dışa bağımlılığını artırdı. Oysa Türkiye, verimli topraklarıyla kendi kendine yetebilen sayılı ülkelerden biriydi.

Özetle, bir zamanlar “tarım ülkesi” olarak anılan Türkiye, bugün ne yazık ki bu unvanını çoktan kaybetmiş durumda. Verimli toprakların, bereketli ovaların ve dört mevsimin nimetlerini barındıran bu ülke, yanlış politikalar, ilgisizlik ve plansızlık yüzünden tarımda kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıktı.

Bugün çiftçi ürettiğinden kazanamıyor, üretmek yerine toprağını boş bırakmayı tercih ediyor. Mazot, gübre, ilaç ve tohum fiyatları her geçen yıl artarken, ürünün değeri yerinde sayıyor. Birçok köylü artık tarlasını ekmekten vazgeçti; şehirlerin ucuz iş gücü haline geldi. Tarım, kârlı bir meslek değil, adeta mecburiyetten çiftçilik yapar hale geldi.

 Bir ülke düşünün, kendi çiftçisini korumazken, başka ülkelerden buğday, arpa, mercimek ithal ediyor. Oysa Türkiye, tarımda dışa bağımlı olacak bir ülke değildi. Bu tablo sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir çöküştür.  Tarımı biten bir ülkenin geleceği de tehlikededir.

Milletin efendisi olan çiftçi sessiz haykırıyor…

 

Köşenin Sözü :”Banka, size hava iyiyken şemsiye verip, yağmur başladığında geri isteyendir.”

                          (Robert Lee Frost)

 

 

Abdulbaki Akbal

Mali Müşavir-Denetçi