MUHTARLIK GÜNÜMÜZDE HÂLÂ GEREKLİ Mİ?

 

Değerli okurlarım,

Muhtar; köy veya mahalle halkı tarafından seçimle göreve getirilen, yerel düzeyde vatandaş ile devlet arasında iletişim sağlayan yöneticidir. Kelime anlamı itibarıyla “seçilmiş” demektir ve Arapça kökenlidir.

 

Ancak bugün asıl sormamız gereken soru şudur:

 

Muhtarlık kurumu, günümüz şartlarında hâlâ aynı işlev ve gerekliliğe sahip midir?

 

Geçmişte muhtarlıklar vatandaşın günlük hayatında önemli bir yere sahipti. İkametgâh belgesi, fakirlik belgesi, nüfus cüzdanı sureti gibi birçok resmi evrak için vatandaşlar muhtarlıkların kapısında uzun kuyruklar oluştururdu. Muhtarlar, mahalle ve köy sakinlerinin devlet kurumlarıyla olan işlerinde önemli bir aracı görevi üstlenirdi.

 

Fakat dünya değişti, teknoloji gelişti ve devlet hizmetleri büyük ölçüde dijital ortama taşındı.

 

Bugün vatandaş, geçmişte günlerce uğraşarak aldığı birçok belgeye birkaç dakika içerisinde elektronik ortamdan ulaşabiliyor. E-Devlet gibi dijital sistemler, muhtarlıkların geçmişte üstlendiği birçok klasik belge hizmetini büyük ölçüde ortadan kaldırmış durumda.

 

O hâlde şu soruyu yeniden düşünmek gerekiyor:

 

Muhtarlığın geleneksel görevlerinin önemli bir bölümü teknoloji tarafından devralınmışken, bu kurumun bugünkü işlevi nedir?

 

Elbette muhtarların mahalle sakinleriyle devlet arasında iletişim kurulmasına katkı sağlayan sosyal ve yerel görevleri bulunmaktadır. Ancak burada mesele muhtarların şahsı değil, kurumun mevcut yapısıyla ihtiyaçlara ne ölçüde cevap verdiğidir.

 

Bir başka tartışılması gereken konu ise muhtarlık seçimlerinde zaman zaman yaşanan gerilimlerdir. Bazı bölgelerde muhtarlık seçimleri, sıradan bir yerel seçim olmaktan çıkıp ciddi tartışmalara ve çatışmalara dönüşebilmektedir. Bu durum, “Bu makam için yaşanan mücadele gerçekten gerekli mi?” sorusunu da beraberinde getirmektedir.

 

Bütün bunların yanında işin bir de ekonomik boyutu vardır.

 

Türkiye’de yaklaşık 50 bin 510 muhtar bulunduğu ifade edilmektedir. Muhtarların aldığı ücretin asgari ücret düzeyinde olduğu kabul edildiğinde, yalnızca maaş giderlerinin yıllık toplamı oldukça yüksek bir rakama ulaşmaktadır. Buna Bağ-Kur primleri ve diğer kamu maliyetleri de eklendiğinde ortaya önemli bir bütçe yükü çıkmaktadır.

 

Peki bu kaynak nereden karşılanmaktadır?

 

Elbette kamu bütçesinden…

 

Peki kamu bütçesinin temel kaynağı nedir?

 

Vatandaşların ödediği vergiler.

 

Burada yapılması gereken muhtarları veya muhtarlık görevini küçümsemek değildir. Asıl yapılması gereken, değişen çağın şartlarına göre kamu kurumlarının görevlerini yeniden değerlendirmektir.

 

Dün ihtiyaç duyulan bir hizmet, bugün teknoloji sayesinde gereksiz hâle gelebilir. Devlet yönetiminde esas olan ise alışkanlıkları sürdürmek değil, kamu kaynaklarını en verimli şekilde kullanmaktır.

 

Belki de muhtarlık kurumu tamamen kaldırılmak yerine yeniden yapılandırılmalı; klasik belge işlemlerinden uzaklaştırılarak mahallede sosyal dayanışmayı güçlendiren, vatandaşın sorunlarını ilgili kurumlara taşıyan ve yerel yönetimlerle halk arasında gerçek anlamda köprü oluşturan bir yapıya dönüştürülmelidir.

 

Çünkü mesele “muhtar olsun mu, olmasın mı?” sorusundan çok daha büyüktür.

 

Asıl mesele şudur:

 

Devletin her kuruşu, vatandaşın ihtiyacına en doğru şekilde hizmet ediyor mu?

 

Çağ değişiyor. Teknoloji gelişiyor. Devlet hizmetleri dijitalleşiyor.

 

O hâlde kurumlarımızı da çağın gereklerine göre yeniden sorgulamak zorundayız.

 

Gereksiz olanı sürdürmek değil, gerekli olanı daha güçlü hâle getirmek devlet yönetiminin temel sorumluluğudur.

 

 

Abdulbaki Akbal

Mali Müşavir-Bağımsız Denetçi