Mutlu Olmak İçin Kendinle Kal: Kıyasın Sessiz Zehrinden Uyanmak

Yazar: Abdulselam AYDIN

Ne zaman mutsuz hissetsek, çoğu zaman bunun gerçek nedenini anlayamayız.
Bir eksiklik gibi gelir.
Sanki bizde bir şeyler ters gidiyordur da başkalarında her şey yolundaymış gibidir.
Ama gerçekte, mutsuzluğumuzun köklerinden biri çok daha derindedir: Kıyaslamak.

Mutluluk bir sabit değildir; senin değişkenlerine göre şekillenir.
Bir zamanlar olduğumuz hâli, bir başkasının şimdiki hâliyle kıyasladık.
Yaptığımız işi, başkasının elde ettiği sonuçla…
Kendi hızımızı, başkasının vardığı yerle…
Ve fark etmeden, içimizde sessizce şu cümleyi fısıldadık:
“Ben yetersizim.”

Ama unutma: Her denklem farklı bilinmeyenler içerir.
Hayat, herkes için aynı formülle işlemiyor.

Peki neden kıyaslıyoruz?

Çünkü bize küçük yaşlardan itibaren bunu öğrettiler:
“Filanca gibi ol.”
“Komşunun çocuğu sınavdan yüz almış.”
“Senin yaşındayken biz neler yapıyorduk…”

Bize anlatılan hep şuydu:
Sevilmek için daha iyi olmalısın.
Değer görmek için birilerini geçmelisin.
Yani olduğun hâl yetmez, hep daha fazlası olmalısın.
Sanki hayat sürekli artan bir grafikmiş gibi…
Oysa bazen durağanlık da değerdir.
Bazen bir nefes almak, en büyük ilerlemedir.

Zamanla bu inanç içimize yerleşti.
Ve biz, sadece kendimiz olmaya razı gelmez olduk.
Kendi sabitimizle barışamadan, sürekli değişkenlerle yarıştık.

Ama kıyas, sessiz bir zehirdir.
Dışarıdan belli etmez ama içten içe tüketir.
Sen başka hayatlara bakarken, kendi hayatını göremez hale gelirsin.
Başkasının ışığına odaklanırken, kendi parıltını fark edemezsin.
Negatif sayılar gibi görünmez ama toplamını aşağıya çeker.

Manevi bir gerçeklik olarak şunu da unutma:

Her insan, yeryüzüne biricik bir niyetle gönderilir.
Senin varlığın, bir başkasının varlığına alternatif değil; tamamlayıcısıdır.
Bir çiçek, diğerine “neden senin rengin kırmızı” diye sormaz.
Çünkü bilir ki her biri, Yaradan’ın eşsiz sanatıdır.
Bu yüzden sen, sadece sen olduğun için kıymetlisin.
Kendini başkasıyla kıyaslamak, ilahi dengeye karşı bir haksızlıktır.

Genç kardeşim; LGS’ye, YKS’ye hazırlanan öğrenci…

Sana da birkaç sözüm var:
Sınavlar hayatın sadece bir durağıdır, tamamı değil.
Bu durakta beklerken kendini başkasıyla kıyaslama.
Kimseyle yarışta değilsin, çünkü senin rotan başka.
Bir arkadaşın daha yüksek puan aldı diye sen başarısız sayılmazsın.
Unutma ki, herkesin sınavı ayrı kitapçık.
Ve senin değerin, bir sonuç kâğıdına sığmayacak kadar büyüktür.

Ailene, öğretmenlerine, çevrendekilere de bir hatırlatma:
Çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslamayın.
“Senin arkadaşın kazandı, sen kazanamadın” demek;
Sadece bir sınavdan değil, kendinden de soğutmak demektir.
Her çocuk, ayrı bir mevsimdir.
Bazısı baharda çiçek açar, bazısı sonbaharda…
Ama çiçek açacakları bir zaman mutlaka vardır.

Unutma:

Herkesin yolu farklıdır.
Herkesin zamanı, hikâyesi, mücadelesi kendine özeldir.
Kimi erken başlar, kimi geç ama derin yaşar.
Ve gerçek büyüme, başkasıyla değil, kendinle kıyaslandığında başlar.
Gerçek gelişim, göreli değil; mutlak değerde gizlidir.

Bugün, olduğun yerden bir adım ileri gidebildin mi?
Dünle kıyasla bir nebze olsun daha iyi hissediyor musun?
İşte gelişim budur.
İlerlemenin formülü: Bugün > Dün.

Kendi yoluna odaklan.
Kendi ritmine güven.
Ve unutma:
Başkasının ışığı, seninkini asla gölgeleyemez.
Çünkü güneş bile, kendi zamanında doğar.
Her fonksiyonun maksimum noktası farklıdır.

Artık kıyaslamayı bırakmanın zamanı geldi.
Çünkü sen, başkası gibi olmak zorunda değilsin.
Zaten olduğun hâlinle biriciksin.
Sen, tekil ve sonsuz bir ihtimalsin.
Denk gelmezsin kimseye.