Nusaybin’de Çocuk Gözüyle Ramazan
“Ah, o eski Ramazanlar…” cümlesini sık duyarız. Peki hiç düşündünüz mü, eski Ramazanlar gerçekten daha mı güzeldi, yoksa çocukken hissettiğimiz o sıcak duygular mı? Davulcu Şemsettin’in sesi, birlikte tadılan o sıcak halka tatlılar ve Zeynel Abidin Camisi’nde küçük ellerin açıldığı dualar, çocuklara güven, aidiyet ve empatiyi hissettiren en değerli derslerdir.
Nusaybin’de Çocuk Gözüyle Ramazan
“Ah, o eski Ramazanlar…” cümlesini sık duyarız. Peki hiç düşündünüz mü, eski Ramazanlar gerçekten daha mı güzeldi, yoksa biz çocukken hissettiğimiz o sıcak duygular mı? Psikoloji bize gösteriyor ki, bir dönemi değerli kılan, yaşanan olaylar değil, o sırada hissettiğimiz duygulardır.
Nusaybin’de Ramazan, sadece yemekler ve ibadetlerle değil, mahallenin tüm ritüelleriyle bir şenlik gibiydi. Sabahları Davulcu Şemsettin’in sokaklarda çaldığı davul sesiyle uyanır, sokaklarda koşuşturur ve “Bugün iftarda ne pişiyor acaba?” heyecanı yaşardık. Zeynel Abidin Camisi etrafı Ramazan akşamları bambaşka olur, insanlar cami önünde toplanır,sohbet eder, gülüşler ve neşeli sesler sokaklara taşardı.Tüm bu tekrar eden ritüeller, çocuğun içinde güven ve aidiyet duygusunu pekiştirirdi.
Çocukları Ramazan’a alıştırmak için baskı yerine küçük adımlar önemlidir. Tam gün oruç yerine yarım gün denemek, iftar hazırlığında sofrayı kurmak veya tabak taşımak gibi küçük görevler vermek, birlikte kısa bir dua etmek çocuğun Ramazan’ı sıcak ve mutlu bir deneyim olarak öğrenmesini sağlar. Baskıyla yaşanan Ramazan ise utanç, kıyaslama ve dini kaygı gibi olumsuz duygular geliştirebilir.
Belki eski Ramazanlar geri gelmeyecek, ama çocuklarımızın hafızasında güzel Ramazanlar bırakmak hala mümkün.Davulcu Şemsettin’in sesi, birlikte tadılan o sıcak halka tatlılar ve Zeynel Abidin Camisi’nde küçük ellerin açıldığı dualar, çocuklara güven, aidiyet ve empatiyi hissettiren en değerli derslerdir.

1 Yorum
Abdulselam Aydın
21.02.2026 10:07:22
Değerli Psikoloğumuz Mervenur hocam Yazınızı okurken bir öğretmen olarak şunu düşündüm: Biz aslında eski Ramazanları değil, o günlerdeki çocuk kalbimizi özlüyoruz. Nusaybin’de anlatılan o sahneler; sokakta duyulan davul sesi, iftar öncesi tatlı telaş, cami önündeki kalabalık… Bunların her biri bir çocuğun dünyasında “ben bir yere aitim” duygusunu büyütüyor. Çocuk için önemli olan yemeğin çeşidi değil; o sofrada birlikte oturabilmek. Davulcu Şemsettin’in sabah sesi ya da Zeynel Abidin Camisi çevresindeki hareketlilik aslında birer eğitim ortamı gibi. Çocuk görerek, yaşayarak öğrenir. Eğer Ramazan’ı sevgiyle tanırsa, ibadeti de hayatı da sevgiyle karşılar. Ama kıyasla, baskıyla büyüyen bir çocuk için aynı ay kaygı kaynağı olabilir. Bu ayrımı çok güzel vurgulamışsınız. En kıymetli tarafı ise şu: Geçmişi yüceltmek yerine bugüne sorumluluk yüklemeniz. Evet, eski günler geri gelmez; ama biz istersek çocuklarımız için güzel anılar bırakabiliriz. Yarım gün tutulan bir oruç, sofraya konan bir tabak, edilen kısa bir dua… Bunlar küçük gibi görünür ama bir çocuğun hafızasında ömür boyu yer eder. Yazınız tam da bunu hatırlatıyor: Güzel Ramazanlar kendiliğinden değil, bilinçli ve şefkatli ellerle inşa edilir. Zihninize, yüreğinize sağlık.