Nusaybin, binlerce yıldır Mezopotamya’nın bereketini taşıyan kadim bir şehirdir. Bu topraklar yalnızca medeniyetlere ev sahipliği yapmadı; insanı doyurdu, üretimi büyüttü ve yaşamı besledi. Bugün ise elimizde belki de en büyük zenginlik hâlâ duruyor: Toprak.

 

İlçemizde birçok aile az ya da çok toprağa sahip. Kimisinin küçük bir bahçesi, kimisinin birkaç dönüm tarlası, kimisinin de dedelerinden miras kalan verimli arazileri var. Ancak çoğu zaman sahip olduğumuz bu büyük nimetin değerini yeterince fark edemiyoruz. Doğal ürün aramak için market raflarını dolaşıyor, katkısız gıdaya ulaşmaya çalışıyor ve artan gıda fiyatlarından yakınıyoruz. Oysa aradığımız bereketin önemli bir kısmı, kendi toprağımızda yeniden filizlenmeyi bekliyor.

 

Sağlıklı yaşam yalnızca doğal ürün satın almakla başlamaz; üretime sahip çıkmakla başlar. Bir domates yetiştirmek, bir zeytin ağacını korumak, mevsiminde sebze ve meyve üretmek ya da geleneksel yöntemlerle salça, turşu ve sirke hazırlamak sadece ekonomik bir kazanç değildir. Bunlar aynı zamanda çocuklarımıza bırakacağımız sağlıklı yaşam kültürünün de temel taşlarıdır.

 

Bilimsel araştırmalar; sebze, meyve, baklagil ve lif açısından zengin beslenmenin genel sağlığı desteklediğini, beslenme çeşitliliğinin ise bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Elbette yalnızca “doğal” olması bir ürünü tek başına mucize hâline getirmez. Ancak doğru tarım uygulamalarıyla, hijyen kurallarına uygun şekilde üretilen yerel ürünler hem güvenilir sofralar oluşturur hem de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının gelişmesine önemli katkılar sağlar.

 

Üretmek yalnızca çiftçilerin işi değildir. Balkonunda birkaç saksıda sebze yetiştiren de üreticidir, bahçesinde ata tohumunu yaşatan da üreticidir, evinde salçasını, turşusunu veya sirkesini hazırlayan da üreticidir. Üretim; emeği toprağa, umudu geleceğe ekmektir.

 

Nusaybin’in bereketli toprakları buğdaydan mercimeğe, arpadan zeytine, üzümden nara, bademden sebzeciliğe kadar birçok tarımsal ürün için büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin bilinçli şekilde değerlendirilmesi yalnızca tarımsal üretimi artırmayacak; aile ekonomisine katkı sağlayacak, yerel ticareti canlandıracak ve bölgenin kalkınmasını da destekleyecektir.

 

İçinden geçtiğimiz ekonomik süreç bizlere önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Üreten toplumlar her zaman daha güçlüdür. Kendi gıdasını üreten aile hem bütçesini korur hem de tükettiği ürünün kaynağını bilir. Yerel üretimin artması; üreticiyi destekler, kırsal kalkınmayı güçlendirir, istihdamı artırır ve ekonomik dayanıklılığı yükseltir.

 

Toprağa sahip çıkmak aynı zamanda çevreye sahip çıkmaktır. Yerel üretimin güçlenmesi, gereksiz taşıma süreçlerini azaltarak çevresel yükün düşmesine katkı sağlayabilir. Ata tohumlarının korunması ise biyolojik çeşitliliğin gelecek kuşaklara aktarılmasına destek olur. Doğaya gösterdiğimiz her özen, aslında çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miraslardan biridir.

 

Belki de en önemli sorumluluğumuz, çocuklarımıza üretmeyi yeniden öğretmektir. Teknolojiyi bilen çocuklarımızın toprağı da tanıması gerekir. Bir fidenin büyümesini izlemek, emeğin karşılığını görmek ve doğayla bağ kurmak; onların yalnızca fiziksel gelişimine değil, sabır, sorumluluk ve paylaşma gibi değerleri kazanmasına da katkı sağlar.

 

Ben üretime değer veren bir insanım. Çünkü inanıyorum ki sağlık yalnızca hastalandığımızda aranan bir kavram değildir. Sağlık; toprağa atılan ilk tohumla başlar, emekle büyür ve soframızda hayat bulur. Bu nedenle halkımızı sadece sağlıklı ürün tüketmeye değil, imkânı olan herkesi üretmeye davet ediyorum.

 

Gelin, toprağımızı yeniden hatırlayalım. Bahçelerimizi boş bırakmayalım. Yerel üreticimizi destekleyelim. Çocuklarımıza emeğin, üretmenin ve paylaşmanın kıymetini öğretelim. Çünkü Nusaybin’in en büyük zenginliği yalnızca tarihi değildir; insanıdır, alın teridir ve bereketli topraklarıdır.

 

Belki bugün yalnızca bir fide dikeceğiz, belki birkaç tohum ekeceğiz. Ancak o küçük adım; soframıza sağlık, aile bütçemize bereket, memleketimize üretim ve çocuklarımıza umut olarak geri dönecektir.

 

Unutmayalım; toprağına sahip çıkan toplum geleceğine sahip çıkar. Üreten şehirler güçlenir, üreten aileler kazanır, üreten nesiller geleceği inşa eder. Nusaybin’in gerçek zenginliği toprağıdır. O toprağı işlemek ise hepimizin ortak sorumluluğudur.

 

Yazar: Şaha Alpboğa