Serbest bölge, yatırım, üretim ve dışsatımı artırmak, yabancı anapara ve teknoloji girişini hızlandırmak amacıyla hükümetçe belirlenerek gümrük duvarları dışında bırakılan bölgedir. Tarih boyunca ticaret alanında kendini ispatlamış bir şehir olan Nusaybin bu ünvanı hakkediyor.

Her şehrin öne çıkan bir karakteri veya kimliği vardır ve bu kimlik bir günde oluşmaz. Köklerini tarihte aramak gerekir: Her yerde darphane kurulmaz. Ticaretin çokça yapıldığı güvenilir yerlerde kurulur. Öteden beri ta Eyyubiler Döneminde bile bir darphaneye sahip olan Nusaybin, hem tarihi İpekyolu üzerinde doğal bir ticari konum elde etmiş hem Yahudi tüccarların da etkisiyle ticari bir birikime sahip olmuştur. 1940’lı yıllara kadar Nusaybin merkezde bir Yahudi mahallesinin varlığını da bu arada hatırlatmak isterim.

Hem Pers-Bizans sınırında olması Cumhuriyet kurulduktan sonra da Türkiye-Suriye sınırında olması Nusaybin’in ticari kapasitesini artırmıştır çünkü ticaret genellikle sınırlarda yapılır. Sadece konumu değil tüccarların konaklaması için yeterli sayıda han da bulunmaktaydı. Bunların en önemlilerinden bir tanesi olan Xana Şêxo Dîno, şu an üçyola yakın bir yerde bulunan Aras Kargo’nun olduğu yerdeydi. Ayrıca Demokrasi Parkının karşısından Kaçakçılar Çarşısı’na giden yolda bir han ve Halk Eğitim binasının karşısındaki binaların arkasında bugün bile ağaç satılan yerde bir han daha vardı.

Küçükken bizim kaçakçılar çarşısı yine böyle kalabalıktı. Türkiye’nin her yerinden insanlar Nusaybin’e gelir ve Kamışlı’dan gelen malları ucuza alıp giderlerdi. Herkes kazanırdı. 90’lı yıllardaki şiddet sarmalı bu ticareti çokça küçülttü. Nusaybin sermayesinin önemli bir kısmı başta G.Antep olmak üzere büyük şehirlere gidip dönmedi.

Hendek olayları ve roket saldırılarıyla Nusaybin’in morali sıfıra inmişti. %40’ı yıkılan bir şehir, çarşısı yıkık özellikle Kaçakçılar Çarşısı talan edilmiş ve değerli mal ve eşyalar dükkanların kilitleri kırılarak yağmalanmıştı. Buna rağmen Nusaybin’in dışa açık cesur ticari kişiliği birkaç yıl içinde toparlandı ve şimdilerde turizm tanıtımlarıyla beraber büyük bir sinerji yakaladı. Öyle ki şu an Irak, Çin ve Dubai başta olmak üzere birçok ülkeyle büyük ticari ilişkiler yürüten bir şehir konumuna tekrar yükseldi.

Nusaybinli iş insanlarının uluslararası ölçekteki bağlantıları, cesur girişimci kişilikleri, resmi izinlerle şaha kalkacaktır. Bu bağlantıların hem şehir hem ülke ekonomisini katlayarak büyütmesi için resmi makamların “serbest bölge” fikrini hayata geçirmeleri elzemdir. “Kaçak mal” tabirine karşıyım çünkü bir mal varsa sahibi de vardır. Gümrük vergilerinden dolayı ona “kaçak” demek hoş değil. Bundan dolayı Nusaybin’in serbest bölge olması herkesi rahatlatacaktır.

Türkiye’de 19 adet serbest bölge var. 20.si neden Nusaybin olmasın? Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normale dönmesiyle yakın zamanda açılmasını umduğumuz sınır kapısının açılması gençlerimizin geçim sıkıntısından dolayı göç etmeleri azalacaktır. Ayrıca 110 yıl önce dönemin süper güçlerinden Almanya tarafından yapılan demiryolu hattı Nusaybin’den geçmekte ve ta Bağdat’a kadar ulaşmakta.

Planlanan yeni hızlı tren hattının İstanbul ve Mersin gibi iş yoğunluğunun bulunduğu yerlerden Nusaybin’e entegre edilmesi ve ticari işlev kazanması için geri sayım başladı. Habur’a kadar uzanacak yeni hat ile Nusaybin, adeta bu ulaşım ağının tam ortasında kilit rol oynayacak.

Özellikle ticaret erbabı olmak üzere tüm Nusaybinliler şehrin kalitesi için çalışmalıdır. Dolandırıcılık, öldürme, kumar, faiz ve uyuşturucu işlerinden uzak güvenilir ve yaşanılır bir şehir oluşturmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur.

Zenginlerin iş imkanlarını oluşturduğu hak ve hukukun korunduğu refah ve mutluluk dolu bir gelecek temennisiyle yazıma bir ayet ile son vermek istiyorum:

“Allah, güven ve tatmin içinde olan, rızkı her yerden bol bol gelen bir kenti örnek verir. Kent (halkı), Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etti. Allah da yaptıklarına karşılık onlara, açlık ve korkuya düşme sıkıntısı çektirdi,” Kur’an-ı Kerim Nisa-112.