Nusaybin Yeniden İnşa Edildi, Biz Yeniden Bir Araya Gelebildik mi?

Yazar: Abdulselam Aydın 

Bir kentin sokakları sadece asfalt mıdır, yoksa ayak izlerimizin hafızası mı?
Şehir dediğimiz şey binalardan mı ibaret, yoksa birbirine “kapım açık” diyen insanların toplamı mı?

Eski Nusaybin’i hatırlayanlar bilir…
Kapılar kilitlenmezdi çünkü kalpler kilitli değildi. Komşu komşunun anahtarıydı. Bir evde tencere kaynıyorsa kokusu tüm sokağa yayılırdı; sadece yemek değil, paylaşma pişerdi. Çocuklar bir evin değil, bir mahallenin evladıydı. Azarlayan da sahiplenirdi, seven de.

Peki şimdi soruyorum:
Aynı sokaklarda yürüyoruz ama neden birbirimizi tanımıyoruz?
Neden selam vermek ağır geliyor, kapı çalmak cesaret istiyor?

2016’daki olaylarından sonra, hepimizin gözü önünde yerle bir olan bir şehir yaşadık.
Bugün TOKİ’nin yeniden inşa ettiği bir Nusaybin var, evet…
Ama acı bir gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Bizim çocukluğumuzun geçtiği mahalleler, sokaklar, oyun alanları yok artık.

Top oynadığımız arsalardan geriye hatıralar kaldı.
Annemizin seslendiği pencereler sustu.
Birlikte büyüdüğümüz duvarlar yıkıldı.
Şehir yeniden yapıldı belki ama şehir hafızası ağır yaralandı.

İşte tam da bu yüzden, yaşadıklarımızdan ibret alma zamanıdır.
Artık Nusaybin’e sahip çıkma zamanıdır.

Biz çocukluğumuzu geri getiremeyiz.
Ama çocuklarımızın gelecekte anlatacağı güzel hatıraları koruyabiliriz.
Aynı son onları da beklemesin.

Bir eğitimci olarak şunu açıkça söylüyorum:
Bir çocuğun hatırası yıkılırsa, aidiyeti de yıkılır.
Aidiyeti olmayan bir nesilden ise ne şehir çıkar, ne toplum.

Bölgede yaşanan acıların bedelini artık kimse Nusaybin’e ödetmemeli.
Bu şehir fazlasıyla yoruldu.
Fazlasıyla bedel ödedi.

Geçmişinden ibret almayan insanların geleceği karanlık olur.
Biz karanlık bir gelecek istemiyorsak;
sessiz kalmayacağız, görmezden gelmeyeceğiz, sahip çıkacağız.

Bugün büyüklerimizi ne kadar dinliyoruz?
Kaçımız hayatta olmayanların ardından sadece mezar başında değil, davranışlarımızda dua ediyoruz?
Onların bize bıraktığı sabrı, edebi, kardeşliği yaşatabiliyor muyuz?

Eski Nusaybin’de insanlar fakirdi belki ama yalnız değildi.
Bugün imkânlarımız arttı ama birbirimize mesafemiz de arttı.
Bu bir ilerleme mi, yoksa sessiz bir kayıp mı?

Aidiyet, bir yerde doğmak değildir;
orada sorumluluk hissetmektir.
Çöpe atılan bir izmaritte, kırılan bir kaldırım taşında, yalnız kalan bir yaşlıda
“bu benim şehrim” diyebilmektir.

Peki Ne Yapacağız?

Şikâyetle yetinmeyeceğiz.
Herkes kendi mahallesinden başlayacak.
Selamı çoğaltacağız, çocuklarımıza sokağı sevdireceğiz, büyüklerimizi yalnız bırakmayacağız.
Okullar, aileler, yerel yöneticiler ve sivil toplum aynı masada buluşmadan bu şehir iyileşmez.

Nusaybin’in geleceği betonda değil,
birbirine sahip çıkan insanlarında gizli.

Eğer bugün çocuklarımızın hatıralarına sahip çıkmazsak,
yarın kaybettiklerimizi bir yazıya daha sığdıramayız.

Unutmayalım:
Şehirler insanlar gibidir.
Hatırlanmazsa ölür.

Nusaybin ölmesin.
Hatırlayalım, hatırlatalım, sahip çıkalım.