Kışla TV’deki ilk köşe yazıma, hem sporculuk hem de antrenörlük hayatım boyunca bana en büyük dersleri veren bir hikâyeyle başlamak istiyorum.

 

Yıllardır bana aynı soru sorulur: “Çocuklara ne öğretiyorsunuz?”

Ama zamanla şunu öğrendim ki asıl soru bu değildir. Asıl soru şudur: “Çocuklar bize ne öğretiyor?”

 

Çünkü antrenörlük sadece teknik öğretmek değildir. Biz onlara mücadeleyi anlatırken, onlar bize vazgeçmemeyi öğretir. Disiplini anlatırken, hiçbir mazeretin hayallerden büyük olamayacağını gösterirler. Umudu biz vermeye çalışırız; aslında umudun ne kadar güçlü olduğunu bize en saf hâliyle yine onlar hatırlatır.

 

Bir gün Nusaybin sokaklarında yürürken elinde basketbol topuyla ekmek almaya giden küçük bir kız gördüm. Topu bir an bile elinden bırakmıyor, her adımda sektiriyordu. Belki birçok kişi için sıradan bir görüntüydü. Ama ben o an, sadece top süren bir çocuk değil; hayalinin peşinden yürüyen bir geleceği gördüm.

 

O küçük kızın adı Edanur Doğan’dı.

 

İlk antrenmana geldiğinde sessiz, çekingen ama gözleri çok şey anlatan bir çocuktu. Sanki konuşmadan bile “ben buradayım” diyordu. Topu eline aldığında ise bambaşka birine dönüşüyordu. Saha onun için sadece bir oyun alanı değil, kendini ifade ettiği bir dünyaydı.

 

Zamanla anladım ki bazı çocuklar konuşarak değil, mücadele ederek büyür. Edanur da onlardan biriydi. Yoruldu, düştü, bazen kaybetti… Ama hiçbir zaman vazgeçmedi. Çünkü gerçek başarı; yetenekten önce sabır, emek ve inanç ister. Her antrenmanda biraz daha güçlendi, her hatasında biraz daha öğrendi.

 

Bugün Edanur, Galatasaray formasını giyiyor. Ama daha da önemlisi, ay-yıldızlı formayla Türkiye Milli Takımın kampına davet edilerek  hepimize büyük bir gurur yaşatıyor. O formayı giyen sadece bir sporcu değil; Nusaybin’de başlayan bir hayal, yılların emeği, gecelerin duası ve sarsılmaz bir inançtır.

 

Onu ilk gördüğüm günle bugün arasında aslında değişen tek şey forma değil. Değişen şey, bir çocuğun kendine inanmayı öğrenmesi ve o inancın bir şehre umut olmasıdır.

 

İşte bu yüzden salona giren her çocuğa aynı gözle bakıyorum. Çünkü içlerinden hangisinin yarın ülkesini temsil edeceğini, hangisinin başka çocuklara ilham olacağını kimse bilemez. Bazen en sessiz çocuk, en büyük hikâyeyi yazar.

 

Bir çocuğa inandığınızda sadece onun hayatını değiştirmezsiniz. Bir aileye umut, bir şehre özgüven ve bir geleceğe yön verirsiniz. Çünkü spor sadece kupa kazanmak değildir; karakter inşa etmektir, hayata tutunmaktır, yeniden başlamayı öğrenmektir.

 

Ve ben her gün şuna daha çok inanıyorum: Bir çocuğun gözündeki ışığı fark edebiliyorsanız, aslında geleceği görüyorsunuz demektir.

 

Ama en önemlisi şudur:

O ışığı söndürmemek, büyütmek ve bir gün o ışığın bir stadyumu değil, bir ülkeyi aydınlattığını görmek…