Atalarımız, "Kelimeler, iğne ucu kadar küçük olsa da bazen bir kılıçtan daha derin yaralar açar!" derlerdi. Bugün eğitim dünyamız, bu kadim sözün en acı tezahürlerinden birini yaşıyor. Bir yanda binbir emekle fidan yetiştirmeye çalışan idealist öğretmenler, diğer yanda teknolojik kolaylıkların arkasına sığınarak bir "tık" ile hayat karartmaya çalışan dijital bir linç kültürü var. 

Sosyal bilimler literatüründe "mobbing" kavramı, genellikle baskıcı bir süreç olarak tanımlanır. Ancak günümüzde öğretmenler, CİMER ve MEBİM gibi demokratik hak arama kanallarının suistimal edilmesiyle oluşan "dışsal bir mobbing" kıskacındadır. Bu durum, eğitimcinin mesleki özerkliğini zedelemekle kalmıyor; aynı zamanda eğitimin temel taşı olan "güven" iklimini kökünden sarsıyor. Oysa biliyoruz ki; okul, öğretmen, öğrenci ve veli arasında sağlanan uyumlu bir koordinasyon ve güven ilişkisi, başarının en temel anahtarıdır.

Somut bir tablo çizelim: Bir öğrencinin, düşük not aldığı ya da öğretmenin disiplinli duruşundan rahatsız olduğu için, velisini manipüle ederek sürece dâhil ettiği uydurma bir “psikolojik şiddet” iddiasıyla sistemi harekete geçirdiğini düşünün. Müfettişler geliyor, dosyalar açılıyor, öğretmen haftalarca uykusuz kalıyor. Sonuçta şikâyetin asılsız olduğu ortaya çıksa bile; o öğretmenin sınıfa her girdiğinde hissettiği, “Acaba bugün hakkımda ne uydurulacak?” kaygısı, eğitimin ruhuna vurulmuş en ağır darbedir.

Elbette burada hassas bir terazi kurmak zorundayız. Öğretmenlik, denetimden uzak bir makam değildir. Eğer bir eğitimci gerçekten mesleki etik dışına çıkıyor, öğrencisine fiziksel veya psikolojik zarar veriyor ya da görevini suistimal ediyorsa; işte o zaman CİMER ve MEBİM adaletin tecelli etmesi için en hayati kalelerdir. Haklı bir şikâyet sistemin arınmasını sağlar; ancak "husumet" kokan asılsız bir ihbar, sistemin işleyişini zorlaştırır. Haklı ile haksızı, iftira ile hakikati ayırmak sadece bir idari veya adli görev değil, bir vicdan borcudur.

İşte bu noktada hukuk, suçsuzun onurunu iade etmek ve müfteriye "dur" demek için devreye girmektedir. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 25. Maddesi, "İsnat ve iftiralara karşı koruma" başlığıyla öğretmenin şahsında aslında devletin itibarını korumaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği tarafından 29 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan yazı ile bu hukuki koruma somut ve kararlı bir uygulama talimatına dönüşmüştür. Söz konusu yazı uyarınca; başta CİMER ve MEBİM uygulamaları olmak üzere, asılsız ve mesnetsiz suç isnatlarıyla kamu hizmetini aksatan başvurular hakkında titiz bir inceleme yapılacaktır. Soruşturma sonucunda suçsuz olduğu tespit edilen kamu görevlileri yönünden, şikâyette bulunanlar hakkında 657 sayılı Kanun’un 25. maddesi kapsamında gerekli işlemlerin tesis edilmesi ve bu hususun merkez ile taşra teşkilatında tavizsiz uygulanması kararlaştırılmıştır. 

Özetle öğretmen, bir toplumun istikbalini dokuyan sessiz bir dokumacıdır. Eğer dokumacının eli "başıma bir iş gelir mi?" korkusuyla titrerse, kumaşın deseni bozulur. Gerçek kusuru olanın ayıklandığı, dürüst eğitimcinin ise baş tacı edildiği bir sistem, hepimizin ortak geleceğidir. Unutmayalım ki; öğretmeni asılsız iddiaların pençesinde korumasız bırakmak, aslında o öğretmenin yetiştireceği nesillerin ufkunu karartmaktır.

Öğretmeni şikâyet etmeden önce klavyeye değil vicdana danışmak, eğitimi korumanın en adil yoludur.

Bu süreçte öğretmenin itibarını koruyan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere, sürece destek veren yargı mercilerine, sendikalara ve sivil toplum kuruluşlarına şükranlarımızı sunuyoruz.

Kaynak: https://www.memurlar.net/haber/1155754/ogretmenler-hakkinda-asilsiz-sikayette-bulunanlar-savciliga-bildirilecek.html