Okullarda Disiplin Kaybolunca, Akran Zorbalığı başlar 

Yazar: Abdulselam AYDIN 

Eskiden sınıfta öğretmenin bir bakışı yeterdi; sesler kesilir, gözler tahtaya dönerdi. O bakışta korku değil, saygı vardı. Şimdi o bakış yerini bir tereddüde bıraktı: “Kızsam yanlış anlaşılır mı?” diye düşünür olduk. Disiplinin yerini yanlış yorumlanmış bir özgürlük aldı.
Ve ne acıdır ki, bu boşlukta en çok büyüyen şey akran zorbalığı oldu.

Bugün ilkokuldan üniversiteye kadar aynı tabloyu görüyoruz:
Bir köşede sessizce ezilen bir çocuk, diğer köşede “bana kimse bir şey yapamaz” diyen bir başka öğrenci…
Sistem ise tüm bunları görüyor ama seyirci kalıyor.
Öğretmen çaresiz, idare sessiz, veli savunmada.
Oysa en çok konuşmamız gereken konu, çocukların birbirine karşı vicdan sınavını kaybediyor oluşu.

Disiplin sadece sessizlik değildir.
Disiplin, sınır koymanın, saygı öğretmenin, sorumluluk kazandırmanın adıdır.
Bir öğrencinin özgürlüğü, diğerinin öğrenme hakkını elinden alamaz.
Eğer bir sınıfta bir çocuk sürekli konuşuyor, alay ediyor, başkasını rahatsız ediyorsa, buna “çocuksuluk” demek, hem o çocuğa hem diğerlerine haksızlıktır. Bu tipik bir akran zorbalığıdır.
Bu saygısızlıktır.
Ve saygı kayboldu mu, eğitim de kaybolur.

Matematikte bir değişken yanlış değer alırsa denklem bozulur.
Eğitim de böyledir:
Bir öğrenci haddini aştığında, bir veli çocuğunun hatasını savunduğunda, bir idare sorunları görmezden geldiğinde sistemin tüm sonucu yanlış çıkar.
Ve biz fark etmeden, o yanlış sonuç başka çocukların kalbine işlenir.
Kimi içine kapanır, kimi öfkeye sarılır.
Zorbalık, işte o sessizlikte büyür.

Oysa hiçbir çocuk dünyaya kötü doğmaz.
Ama sınır çizilmezse, rehberlik edilmezse, yanlış davranışlar kök salar.
Biz öğretmenler bazen sadece bilgi değil, vicdan öğretmeye çalışıyoruz.
Bir çocuğa “yanlış yaptın” diyebilmek, aslında onu hayata hazırlamaktır.
Ama bugün bu cümle bile bazen “tepki” doğuruyor.
Oysa sevgiyle söylenen bir uyarı, bir çocuğun karakterini güçlendirir; bastırmak değil, yönlendirmektir.

Velilere de düşen büyük bir sorumluluk var:
Çocuğunu savunmak, onun her davranışını aklamak değildir.
Gerçek ebeveynlik, hatayı inkâr etmek değil, hata karşısında sorumluluk almayı öğretmektir.
Hayatın temeli adalettir, dengedir.
Her hakkın bir sınırı, her özgürlüğün bir sorumluluğu vardır.
Tıpkı bir geometrik şeklin dengede durması gibi.

Unutmayalım:
Zorbalığı önlemenin yolu cezadan değil, değer kazandırmaktan geçer.
Bir öğrenciyi anlamak, yönlendirmek, gerektiğinde yaptığının yanlış olduğunu cesaretle söylemek…
Bunlar bir öğretmenin en temel hakkıdır.
Ama bu hakkı korumak için öğretmenlerin artık biraz destek, biraz güven, en çok da saygıya ihtiyacı var.

Eğitim sadece bilgi değil, karakter inşasıdır.
Ve karakter, disiplinle yoğrulur, değerlerle şekillenir.
Bir toplumun geleceği, sınıfın içindeki o küçük denklemlerde gizlidir.
Eğer o denklemlere doğru değerler verirsek, çocuklarımızın da, geleceğimizin de sonucu doğru çıkar.

Çünkü hayatın her denklemi, vicdanla çözülür.

Bir Matematik Öğretmeninin Notu:

Bu yazıyı okuyan her veliye bir soru bırakmak isterim:
Çocuğunuzun haklı mı, yoksa haklı gösterilen mi olduğunu hiç düşündünüz mü?
Bazen en büyük iyilik, yanlış yaptığında yanında durmak değil, onunla birlikte doğruya yürümektir.
Eğitim bir yolculuktur; ve bu yolculukta çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük hediye, disiplinle yoğrulmuş bir vicdandır.