Önce Vicdan Bozuldu, Sonra Her Şey Değişti!

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri aklı, diğeri ise vicdanıdır. Akıl insana düşünmeyi, üretmeyi ve çözüm bulmayı öğretirken; vicdan doğru ile yanlışı, hak ile haksızlığı, merhamet ile acımasızlığı birbirinden ayıran en önemli manevi ölçüdür.

Ancak bir toplumda vicdanlar körelmeye başladığında, yalnızca bireyler değil, bütün değerler zarar görmeye başlar. Çünkü vicdanını kaybeden insan, elindeki imkânları doğru kullanamaz; sahip olduğu bilgi, makam, para ve güç onu daha değerli bir insan yapmaya yetmez.

Son model, teknolojinin bütün imkânlarına sahip, milyonlarca lira değerindeki bir otomobili düşünelim. Bu araç ne kadar gösterişli ve güçlü olursa olsun, eğer freni yoksa sahibi için büyük bir tehlikeden başka bir anlam taşımaz. Çünkü onu güvenli kılan sadece sahip olduğu özellikler değil, kontrol mekanizmasıdır. İşte insanı da insan yapan en önemli kontrol mekanizması vicdanıdır.

Vicdanı olmayan bir insan; makam sahibi olabilir, büyük servetlere ulaşabilir, eğitimli ve kültürlü görünebilir. Ancak içinde adalet, merhamet ve insan sevgisi yoksa toplum nazarında gerçek anlamda değer kazanamaz. Çünkü insanın asıl değeri sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarını nasıl kullandığıyla ölçülür.

Günümüzde birçok sorunun temelinde aslında vicdan erozyonu yatmaktadır. Haksız kazanç elde etmek, güçsüzün hakkını görmezden gelmek, başkasının acısına duyarsız kalmak, yalanı ve çıkarı normalleştirmek; toplumun manevi temellerini sarsmaktadır.

Bir toplumda hukuk kadar vicdan da önemlidir. Çünkü yasalar her zaman her noktaya ulaşamayabilir. İnsanları sadece cezadan korktuğu için değil, doğru olanı yapma sorumluluğuyla hareket ettiren güç vicdandır. Vicdanlı insan, kimse görmese bile hakkı gözetir; fırsat eline geçtiğinde haksızlığa yönelmez.

Bugün belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, teknolojik gelişmelerden önce insani değerlerimizi yeniden güçlendirmektir. Çünkü güçlü ekonomiler, gelişmiş şehirler ve modern yapılar ancak sağlam karakterli insanlar tarafından anlam kazanır.

Vicdanların zayıfladığı bir dünyada bilgi artabilir ama huzur azalır; zenginlik çoğalabilir ama adalet kaybolabilir. Bu nedenle gerçek kalkınma sadece yollar, binalar ve teknolojilerle değil; ahlaklı, merhametli ve vicdan sahibi insanların yetişmesiyle mümkündür.

Unutmamak gerekir ki insanı yücelten makamı, serveti veya şöhreti değil; kalbindeki vicdanıdır. Çünkü vicdanını kaybeden insan, aslında sahip olduğu en büyük değeri kaybetmiştir.

Köşenin Sözü :”Cesedi ölene ağlayıp da, kalbi ölene ağlamayan bu insanlara hayret ediyorum doğrusu.” (İmam-ı Gazali)

Abdulbaki Akbal

Mali Müşavir-Bağımsız Denetçi