Petrol Kokusu Almış Amerikan Emperyalizmi

Değerli okurlarım, ABD Başkanı Donald Trump “Amerika’yı yeniden büyük yapacağım. Altın çağını yaşatacağım” dediği için seçilerek geldi. Venezuela egemen bir ulustur.  ABD, onun petrol ve değerli maden rezervlerini denetim altına almayı kendisine hak olarak gördü.

Dünya’da hala demokrasi, hak, hukuk adalet var diye düşünen acaba kaldı mı bu dünya da bilmiyorum. Uluslararası hukukun tabutuna son çiviyi ABD Başkanı Donald Trump çaktı. Uluslararası hukukun üstün olmadığı sadece kuvvetlinin hukukunun geçerli bir dönemde yaşıyoruz. Amerika hiçbir kuralı tanımadan önüne geleni ezen, yutan, parçalayan korkunç bir canavar ülke haline geldi. Birleşmiş Milletler mi o bir hikâye hiçbir sözün geçmediği kendi halinde bir örgüt.

ABD Özel Kuvvetleri “Delta Force”  komandoları Başkan Trump’ın emriyle Venezuela’nın başkenti Karakas’a giderek gece evinde uyuyan Başkan Maduro’ya baskın yapıp onu karısıyla kaçırarak Amerika’ya götürdü. Aslında ABD Başkanı Trump’ın Venezuela’daki bu kaçırma olayı bir korsanlıktır. Diğer bir değimle sarı korsanlıktır.

Amerikan yüzyılı gerçek yüzünü bir daha uluslararası hukuku hiçe sayarak emperyalist, zorbalık, haydutluk ve silahlı saldırganlık yaparak gösterdi. “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu Amerikan emperyalizmidir” bu söz 70 yıl önce İrlanda’lı şair Bernard Shaw tarafından Amerikan Devleti için söylemişti.

Başkan Trump “Maduro’nun da uyuşturucu kaçakçılarını yönettiğini ve onu bu yüzden kaçırttığını iddia ediyor ama gerçek amacının Venezuela petrolleri ile ülkenin değerli madenleri olduğunu bilmeyen var mı?”

Güçlülerin borusunu öttüğü zalim bir dünya!

Gerçi şunu da belirtelim Venezuela devlet başkanı Maduro  12 yıldan beri Venezuela’yı istediği gibi yönetiyor. Müteber bir başkan değildi, halkın büyük bir kesimi onu sevmiyor ve hatta nefret ediyordu. Venezuela’da asgari ücretin dört dolar seviyesinde olması halk ekonomik olarak kırılmış nüfusun üçte biri hukuksuzluk uygulamalardan ve ekonomik olarak geçinemez durumda olduğundan çeşitli ülkelere göç ettiler. Ne olursa olsun ABD’nin Madura’ya yaptığı haydutluktur. Amerika’nın Ortadoğu’daki küçük ortağı İsrail’de bundan geride kalmış değil. İsrail haydutluğun Filistin’de özellikle Gazze’de yoksul ve savunmasız insanlara ölüm yağdırmaya devam ediyor.

Dünyanın birçok coğrafyasında patlayan her kriz, yükselen her duman ve dökülen her kan, aynı soruyu yeniden akıllara getiriyor: Bu savaşın, bu darbelerin, bu istikrarsızlığın arkasında ne var? Çoğu zaman cevap, haritaların altındaki siyah sıvıda (petrol) gizli oluyor. Amerikan emperyalizmi, uzun yıllardır “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” söylemleriyle ambalajlanmış; fakat özünde petrol kokusu sinmiş bir küresel tahakküm düzeni inşa etti.

Bugün dünyada anti-emperyalist söylemlerin yeniden güç kazanması tesadüf değildir. Halklar, “özgürlük” söylemiyle gelen tankların, “barış” adına atılan füzelerin ardındaki petrol kokusunu artık ayırt edebilmektedir. Gerçek güvenlik, başka ülkelerin kaynaklarını kontrol etmekte değil; adil, eşit ve egemenliklere saygılı bir dünya düzeni kurmaktadır.

 Amerikan emperyalizmi, kendisini hangi kavramlarla süslerse süslesin, ardında bıraktığı iz değişmemektedir: kan, yıkım ve petrol. Tarih, bu çelişkiyi not düşmekte; halklar ise er ya da geç bu kokunun kaynağını sorgulamaya başlayacaktır.

Köşenin Sözü :”Bir deliye kılıç vermek ne kadar tehlikeliyse, ahlaksız bir insana güç vermek de  kadar tehlikelidir.” (Pisagor)

 

 

Abdulbaki Akbal