Yazar: Uzm. Kln. Psk. Hamza AYDINLAR

Yaşadığımız coğrafyada psikoloğa gitmek hâlâ güçlü bir tabu. Çünkü çoğu insanın aklına ilk gelen soru şudur: “Deli miyim ben?”

Psikoloğa gitmek demek; danışmak demek, yolunu bulmak demektir. “Deli olmak” anlamına elbette gelmez; aksine, psikolojik destek almak, sağlıklı bir zihinsel yaşamı sürdürmek demektir.

Büyük komutan Hannibal, Roma’yı fethetmek için fillerini Alp Dağları’ndan aşırmaya karar verir. Bazı insanlar ilkin, “Kardeşim, sen deli misin? Fillerini dağdan aşırmaya kalkıyorsun?” derler. Hannibal’a bile deli gözüyle bakmaya başlamışlardı. Ama Hannibal, yolunu bulabilmek için filleri güdenlere danışmıştı: “Ne olur? Nasıl olur?” diye… Neticede de bunu başarmıştı ve geriye bu söz kalmıştı.

Dolayısıyla şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki birçok insan, Hannibal gibi bir danışmana ihtiyaç duyuyor; fakat gitmekten çekiniyor. Bunun sebebini sanırım birçoğumuz biliyoruz: Akrabalar, arkadaşlar, çevre “ne der?” baskısı… Ve özellikle ebeveynler, çocuklarını bu baskılardan korumak isterken farkında olmadan kaygı yüklüyorlar.

Bir danışanımın bana söylediği şu cümle, bu yazımın aynası gibi: “Aslında size çok önceden gelmeyi istiyordum. İçimde kopan fırtınalarla aylarca tek başıma mücadele ettim. Bana ‘deli’ damgası vurulur diye hep çekindim. En sonunda baş edemediğimi fark edince, her ne olursa olsun gitmeliyim diye karar verdim. ‘Ne olur, bana yardım edin’ diye haykırdı.”

Sizce bu sözler bir insanın zayıflığından mıdır? Bence bu, bir toplumun kurduğu yanlış bir ilişkinin itirafıdır. “Ne olur, bana yardım edin” deyişi, geçmişte yaşadığı travmaların sesiydi. Bir uzmandan yardım almadığınız zaman, bu travmalar giderek içinden çıkılamaz bir hâl almaya başlar. Çünkü ertelenen duygu ve düşünceler bir yere gitmez; sadece ertelenmiş olur ve belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkar. Bu noktada içe kapanma, öfke patlamaları, uykusuzluk, iştahsızlık gibi sorunlar görülür. Hatta günlük işlevleri yerine getirmekte bile sıkıntı yaşamaya başlarsınız.

Tabii, içinden çıkılamaz bir hâl alana kadar da psikoloğa başvurma gereği duyulmaz. Dolayısıyla bu sebepler ışığında strese dayalı sağlık problemleriyle de karşılaşırız. Çünkü birçok hastalığın temelinde psikolojik sorunlar yatar; bu sorunlar zamanla fizyolojik rahatsızlıklara dönüşür. Örneğin; yüksek tansiyon, uyku bozuklukları, obezite ve mide-bağırsak sorunları gibi…

Ancak problemlerin baştan farkında olabilirsek, psikoloğa gitmekle ilgili önyargılardan arınabilirsek ve en önemlisi “Deli miyim ben?” gibi söylemlerden uzaklaşabilirsek, bu sorunlar büyümeden kendimiz için yararlı bir adım atmış oluruz.

Günlük hayatın içerisinde herkesin inişli çıkışlı dönemleri olur. Hayatınızda duygu, düşünce veya davranışlarınızda her zamankine göre farklılıklar varsa; kendinizi duygusal açıdan kötü hissetmeye başladıysanız ve bu şikâyetler uzun süredir devam ediyorsa, “Bir psikoloğa gitmek mi?” sorusunu düşünmeden; yaşam kalitenizi artırmak ve içsel istikrarınızı sağlamak için alanında yetkin bir psikologdan destek almak önemlidir. Nasıl ki grip olduğumuzda doktora, dişimiz ağrıdığında dişçiye gidiyorsak; ruhsal sağlığımız için de destek almak, iyileşme yolculuğunun ilk adımıdır.

Bu yolculukta psikologlar; kişinin kendini tanımasına, yaşadıklarını anlamlandırmasına ve baş etme becerilerini güçlendirmesine eşlik eder. Yargılamadan, güvenli bir alan sunarak kişinin kendi yolunu bulmasına yardımcı olur.

Ve en önemlisi, “Psikologla konuştuklarım acaba dışarı çıkar mı?” diye düşünmeden konuşabilirsin. Çünkü konuşulan her söz odanın içinde kalır; kimseye anlatılmaz, kimseyle paylaşılmaz. Gizlilik ve mahremiyet, bu sürecin en değerli parçasıdır.

Son olarak;

Unutmayalım, bedenimize olduğu kadar ruhumuza da yatırım yapmalıyız.