“Uhud'un sancağından Selvi Boylum Al Yazmalım'a; emekten ibadete uzanan o büyük yolculuk..."

Yüce Allah’ın yarattığı varlıklar arasında en kıymetlisi insandır. Ona akıl vermiş, haysiyet vermiş, şeref vermiştir. Yeryüzünü emrine amade kılmış, peygamberlerini de insanlar arasından seçmiştir. İnsan, yalnızca düşünen bir varlık değildir; aynı zamanda hisseden bir kalbin sahibidir. Ve o kalpte nice duygular barınır. Fakat bu duyguların içinde biri vardır ki hepsinin sultanı sayılır: "Aşk...!"

Aşk, insanı hayata bağlayan görünmez bir bağdır. Yorulan ruhu ayağa kaldırır, kalbe güç verir. Bazen bir insana yönelir, bazen bir davaya, bazen de doğrudan Yaradan’a… Beşeri olabilir, dünyevi olabilir; fakat çoğu zaman insanı fark ettirmeden daha yüce bir sevgiye doğru yürütür. Çünkü her gerçek sevginin varacağı son menzil, ilahi aşktır.

Peki nedir aşk..?

Aşk;

Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v) vefatını hissedince, başını duvarlara vura vura can veren o sadık devenin (Kasva) içli bağlılığıdır.

Aşk;

Resûlullah’ın (s.a.v) vuslatından sonra Medine semalarında bir daha ezan okumaya dili varmayan Hz. Bilal-i Habeşi'nin (r.a) sükûtudur.

Aşk;

“Kim Muhammed (s.a.v) öldü derse başını keserim!” diyecek kadar kalbi sarsılan Hz. Ömer bin Hattab’ın (r.a) o anki derin bağlılığıdır.

Aşk;

“Eğer O (s.a.v), vefat ederse ben de bir daha yeryüzüne inmeyeceğim!” diyecek kadar Resûlullah’a muhabbet duyan Hz. Cebrâil’in (a.s) sadakatidir.

Aşk;

Kızgın demirlerle dağlanmasına rağmen imanından vazgeçmeyen Hz. Habbab bin Eret’in (r.a) sabrıdır.

Aşk;

Uhud’da sancak düşmesin diye kesilen kollarını göğsüne bastırarak sancağı tutmaya çalışan Hz. Mus'ab bin Umeyr’in (r.a) fedakârlığıdır.

Aşk;

İslam uğruna malını, mülkünü, rahatını feda eden ve Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) yoldaşlık eden Hz. Ebu Bekir es-Sıddık’ın (s.a.v) sadakatidir.

Aşk;

Bir avuç müminle birlikte putlara meydan okuyan Hz. İbrahim'in (a.s) ateşe yürüyüşündeki teslimiyettir.

Aşk;

Denizin yarılacağına iman ederek kavmini arkasına alan Hz. Musa'nın (a.s) tevekkülüdür.

 

Aşk;

Yıllarca hastalıkla imtihan edilse de sabrından vazgeçmeyen Hz. Eyyub'ün (a.s) Rabbine olan güvenidir.

Aşk;

Taşlanıp yaralandığında bile kavmi için dua eden Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v) merhametidir…

Zira aşk yalnızca büyük tarih sahnelerinde görülmez. Gündelik hayatın sessiz köşelerinde de kendini gösterir.

Aşk;

Bir kadının eşine duyduğu sadakattir. Bir kız çocuğunun babasına sarılışındaki güven duygusudur. Bir annenin bebeğine eğilirken gözlerinde beliren şefkattir. Bir insanın sevdiği bir davaya gönül vermesidir. Bir taraftarın takımına karşı içten bağlılığıdır.

Belki de bu yüzden Türk sinemasının o unutulmaz repliği yıllardır kulaklarımızda yankılanır: “Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu… sevgi emekti.”

Gerçekten de sevgi emektir. İnsan emek verdikçe bağlanır, bağlandıkça derinleşir. Fakat bazen farkına varmadan başka bir kapıya götürür bizi bu bağ. Bir insanı severken, bir çocuğa sarılırken, bir dost için fedakârlık yaparken kalpte büyüyen o duygu, yavaş yavaş yönünü değiştirir. İnsan anlar ki; kalpteki bütün sevgilerin kaynağı aslında tektir. Beşeri aşklar kalbi yoğurur, olgunlaştırır. Ama nihayetinde insanın gönlü daha büyük bir sevgiye doğru yürür. Çünkü kalp, sınırlı olana razı olmaz; sonsuzu arar. İşte o anda insan fark eder ki aşkın en saf hali, kulun Rabbine duyduğu muhabbetidir.

Beşeri aşk bir başlangıçtır; ilahi aşk ise varılacak son menzildir.

Salât ve selâm iki cihan serveri Hz. Muhammed’in (s.a.v) üzerine olsun.

Sağlıcakla...