Sen Ne Yapıyorsun?

Her sabah yeni bir güne uyanıyoruz. Dünya durmaksızın dönüyor; insanlar üretiyor, araştırıyor, inşa ediyor ve keşfediyor. Kimi toprağı işleyerek bereketi çoğaltıyor, kimi fabrikasında alın terini değere dönüştürüyor, kimi laboratuvarında insanlığın geleceğine yön verecek çalışmalar yapıyor, kimi de bilgisayarının başında yeni teknolojiler geliştiriyor.

Peki ya biz?

Son yıllarda toplum olarak en çok ürettiğimiz şeylerden biri ne yazık ki mazeretler oldu. Ekonomi, sistem, siyaset, eğitim, coğrafya, imkânsızlıklar… Kuşkusuz bunların her biri hayatımızı etkileyen gerçek sorunlardır. Ancak hiçbir sorun, sorumluluklarımızı ortadan kaldırmaz.

Çünkü en kolay olan, suçu daima dışarıda aramaktır. En zor olan ise aynanın karşısına geçip şu soruyu samimiyetle sorabilmektir:

"Ben üzerime düşeni gerçekten yaptım mı?"

Tarih, şartları bahane edenleri değil; şartlara rağmen üretenleri ve mücadele edenleri hatırlar. Hayranlıkla andığımız milletler, şehirler ve medeniyetler konforun içinde doğmadı. Çorak toprakları bereketli ovalara dönüştürenler, bataklıklardan şehirler kuranlar ve yokluk içinde sanayi inşa edenler, önce zihinlerini değiştirdiler. Çünkü her büyük dönüşüm, insanın kendi iç dünyasında başlar.

Kur'an-ı Kerim de bu hakikati asırlar öncesinden şu ifadeyle ortaya koymaktadır:

"Şüphesiz ki bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd Suresi, 11)

Bu ilahi mesaj, değişimin önce bireyde başladığını açıkça ortaya koymaktadır. Hiçbir toplum, kendi sorumluluğunu üstlenmeden kalıcı bir dönüşüm gerçekleştiremez.

Bugün yaşadığımız en büyük kuraklık yağmur eksikliği değildir. Asıl kuraklık; düşüncede, ahlakta ve üretimde yaşanan kuraklıktır. En büyük yoksulluk da maddi imkânsızlık değil; emek vermeden kazanma arzusunun yaygınlaşmasıdır.

Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca yer altındaki madenleri ya da doğal kaynakları değildir. Asıl zenginlik; yetiştirdiği insan kaynağıdır. Öğretmenin sınıfta gösterdiği özveri, işçinin tezgâhındaki emeği, çiftçinin toprağa bağlılığı, mühendisin geliştirdiği teknoloji, girişimcinin cesareti ve gencin öğrenme azmi… İşte gerçek kalkınmanın temel taşları bunlardır.

Nitekim Kur'an-ı Kerim emeğin değerini şu ayetle hatırlatır:

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi, 39)

Bu ilke yalnızca bireyin değil, toplumların da kaderini belirleyen evrensel bir gerçektir.

Eleştirmek kolaydır.

Şikâyet etmek kolaydır.

Sosyal medyada birkaç cümle yazıp rahatlamak da kolaydır.

Asıl zor olan ise görmek istediğimiz değişimin ilk adımını kendi hayatımızda atabilmektir.

Belki de artık birbirimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ülkemizden ne beklediğimizi değil, ülkemize ne kattığımızı konuşmalıyız. Çünkü güçlü toplumlar; başkalarının ne yapmadığını konuşanlardan değil, kendi sorumluluğunu yerine getiren insanların omuzlarında yükselir.

Şimdi aynanın karşısına geçelim.

Hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan…

Hiç kimseyi suçlamadan…

Ve vicdanımızın sesini bastırmadan…

Kendimize yalnızca şu soruyu soralım:

Ben bugün kendim, ailem, memleketim ve insanlık için kendi alanımda gerçekten ne yaptım?

Ya da daha yalın bir ifadeyle: Sen ne yapıyorsun?