SÖZ VE PARA: GÜCÜN VE PAYLAŞIMIN DENGESİ

Elinizde bir çekiç varsa, etrafınızdaki her şeyi birer çivi olarak görme eğilimindesinizdir. Günümüz dünyasında ise bu çekicin yerini iki temel dinamik aldı: Söz ve Para.

Sözün insanı etkileyen, ikna eden gücü ile paranın somut yaptırım gücü arasındaki o hassas denge, günlük hayatımızın akışını ve değer yargılarımızı belirliyor. Bu iki güç odağı öyle bir baskınlık kurdu ki hayatın diğer anlamlı ayrıntılarını merkezin dışına, birer detaymış gibi kenara itebiliyor. Şüphesiz ki güç, elde edene bir değer katar; ancak aynı güç, insanın kendi iradesini dizginlemesini ve kontrol etmesini de bir o kadar zorlaştırır. Bu güç yarışının sonuçlarını kimi zaman sevinçle, kimi zaman buruk bir sıkıntıyla, kimi zaman da insani bir kıskançlıkla izleyip duruyoruz.

Peki, bu güç hengamesinde kontrolü nasıl sağlayacağız?

Başarmak, emek veren her bireyin en doğal hakkıdır. Ancak hayatın bütünlüğü içerisinde başarıyı tek taraflı bir zafer olarak görmekten vazgeçmek gerekir. Gerçek güç kontrolü; başarmayı arzuladığı halde gerekli araçlara, imkânlara ve fırsat eşitliğine sahip olamayanları da denkleme dâhil edebilmekle başlar.

Günü ve geleceği ortak bir akılla tasarlamak, yarın çok daha fazla ihtiyaç duyacağımız "birlikte başarma" kültürünü şimdiden yakalama fırsatı sunar. İnsanoğlu olarak gözümüzü hep geleceğin hedeflerine diktiğimizden, çoğu zaman içinde bulunduğumuz ânı ıskalıyoruz. Şimdiki zamanın ve hayatın sunduğu küçük ama değerli inceliklerin lezzetine varamıyoruz. Potansiyelimizin ve hırslarımızın doyurulamaz bir ivmeyle yükseldiği günümüzde, bu kontrolsüz gidişatın krizlere gebe olması kaçınılmazdır.

İşte tam da bu noktada zihniyetimizi dönüştürmek zorundayız. Bir başkasının hedefine ulaşması için ortaya koyacağımız içten bir emek, yalnızca kendi başarılarımızdan tat almamızı sağlamakla kalmaz; geleceğin kolektif başarılarına da yapılmış en nitelikli yatırım haline gelir.

Hızlı yaşanan bir hayat, yeterince çiğnenmeden yutulduğu için mideye oturan ağır bir lokmaya benzer. "Durdurun dünyayı, inecek var!" çaresizliğine düşmeden önce; sevinçlerimizde olduğu gibi hedeflerimizde ve başarılarımızda da paylaşmayı ilke edinmeliyiz. Başkalarına yol açmayı, dayanışmayı ve takımı büyütmeyi bu hayata olan borcumuz ve yaşamın bir tür zekâtı olarak kabul etmeliyiz.

Küreselleşen ve birbirine sıkı sıkıya bağlanan bu yeni dünyada, bireysel ve izole başarılar artık kalıcı değildir. Ya hep birlikte başarmanın huzurunu yaşayacağız ya da sahneyi gerçek anlamda bir takım olmayı başaranlara devredeceğiz.

Başarıların ve mutlulukların hepimizin ortak paydası olması dileğiyle…