Telefon Hep Açık, İnsan Neden Kapalı?
Eskiden insanlar birbirine ulaşmakta zorlanırdı; bugün ise ulaşmak kolay, karşılık almak zor. Teknoloji mesafeleri kaldırdı; ama bazen gönüller arasına görünmez duvarlar ördü. Peki, cevap vermemek gerçekten yoğunluktan mı kaynaklanıyor, yoksa iletişim anlayışımız mı değişiyor? Bu yazıda, dijital çağın sessizliğini ve birkaç kelimenin bile neden hala büyük bir değer taşıdığını birlikte sorgulayacağız.
Eskiden bir insana ulaşmak gerçekten zordu. Ev telefonu her evde yoktu, Cep telefonu yoktu, internet yoktu, anlık mesajlaşma uygulamaları yoktu. Haber bazen bir mektupla, bazen ortak bir tanıdık aracılığıyla bazen de konu komşuyla ulaştırılırdı. Buluşmak için gün ve saat belirlenir, olağanüstü bir durum olmadıkça herkes söz verdiği yerde olurdu. Çünkü haber vermenin zor olduğu dönemlerde, verilen sözün değeri çok daha büyüktü.
Ben lise yıllarımı milenyumun başında yaşadım. O zamanlar cep telefonu herkesin cebinde değildi. Arkadaşımızı ev telefonundan arar, bir saat belirler ve dakikasını geçirmeden buluşma yerine giderdik. Ne WhatsApp vardı ne konum paylaşma... Buna rağmen insanlar birbirini bekletmemeye özen gösterirdi. İmkanlar sınırlıydı; ama iletişim daha özenliydi.
Bugün ise herkes birbirinin cebinde; fakat nedense kimse kimseye ulaşamıyor. Mesajlar okunuyor, mavi tik geliyor, telefon çalıyor, ekran görülüyor; ama ne mesaja ne de aramaya bir karşılık veriliyor. Üstelik çoğu zaman insanlar işte değil, trafikte değil; evinde, koltuğunda otururken bile cevap vermeyi erteliyor.
Peki insanlar gerçekten bu kadar meşgul mü..?
Elbette herkesin yoğun olduğu zamanlar vardır. Kimsenin her mesaja ya da her telefona anında cevap verme zorunluluğu yoktur. Mesele zaten bu değil. Asıl mesele; saatlerce sosyal medyada vakit geçirirken, "Şu an müsait değilim, daha sonra döneceğim." demek için on saniyeyi bile fazla görmektir.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Gerçekten vakit mi yok, yoksa istek mi? Çünkü cevapsız bırakılan her mesajın karşı tarafta oluşturduğu duygu, çoğu zaman "Sen benim için öncelikli değilsin." düşüncesidir. Elbette her sessizlik bilinçli bir tercih değildir; ancak sürekli tekrarlanan sessizlik zamanla bir alışkanlığa, ardından da kişinin iletişim karakterine dönüşebilir.
İletişim alanında yapılan araştırmalar, sürekli bildirimlere maruz kalmanın, dijital yorgunluğun ve karar verme yükünün insanların mesajlara cevap vermesini geciktirdiğini ortaya koyuyor. Fakat kabul etmek gerekir ki, bazen sessizliğin sebebi yoğunluk değil, bilinçli bir tercihtir.
Yakın bir arkadaşınıza yazıyorsunuz; cevap yok. Arıyorsunuz; telefon açılmıyor. Birkaç dakika sonra aynı kişinin sosyal medyada yeni bir paylaşım yaptığını görüyorsunuz. Demek ki telefon çekiyor; sadece bazı insanlara çekmiyor (!)
Oysa birkaç saniyelik "Sonra döneceğim." cümlesi, saatler süren belirsizlikten çok daha kıymetlidir. Çünkü iletişim, yalnızca konuşmak değil; karşımızdaki insana değer verdiğini hissettirebilmektir. Farkına varmadan cevap vermemek, çağımızın en yaygın iletişim sorunlarından biri haline geliyor. Kimse bunu bir problem olarak görmüyor; ama etkilerini neredeyse herkes yaşıyor.
Teknoloji iletişimi kolaylaştırdı; fakat nezaketi aynı hızla geliştiremedi.
Belki de bugün en büyük ihtiyacımız daha hızlı internet bağlantısı değil; birkaç kelimelik bir cevabın, hala bir insana değer vermenin en sade ve en güçlü göstergelerinden biri olduğunu yeniden hatırlamaktır.
Telefon hep açık, insan neden kapalı sorusunun cevabını siz kıymetli okurların takdirine bırakıyorum...[1]
[1] Bu yazı, herhangi bir kişi, kurum, kuruluş veya organı hedef göstermemekte; yalnızca toplumsal bir iletişim olgusuna ilişkin genel değerlendirmeler içermektedir.

0 Yorum