Toplumun vicdanı olması gereken entelektüel;

Bilgili insan, halk arasındaki anlamı popüler, kültürlü, güçlü referansları olan biridir. Ya da güçlü bir söylem kullanarak karşısındaki insanların kendilerini hiçbir şey olarak düşünmeye zorlayabilir, kendilerini birer hiç gibi hissetmelerine neden olabilir. İnsan olacaksa, kendisi için, kendisine rağmen, kendisine karşın aydın olur kaçınılmaz biçimde, diyen Ortega için gerçek aydının özgün etkinliği, gerçeği zahmetle araştırmak; gerçeği bulduğunda da ne pahasına olursa olsun “kendini bin parça edeceklerini bilse bile” açıklamaktır. Entelektüel, gerçeği her şeye rağmen savunan kişidir. Henrik İbsen’in Bir Halk Düşmanı oyunu buna iyi bir örnektir. Oyunun kahramanı toplumun çıkarlarını savunmaktadır. Ama toplum, kahramanımızı dışlar, sevmez ve ondan nefret eder. Onu bir düşman olarak görür, çünkü entelektüel kahraman, hakim söylemin tersini söylemektedir.

 

Hepimiz gibi aydın da bir toplumda yaşar. Kendi tarihi, dili, geleneği olan bir milletin mensuplarıdır. Hiçbir zaman entelektüeller fiili durumların ne kölesi ne de düşmanı olmamalıdır. Aynı durum, entelektüellerin kurumlarla, mesleki örgütlenmelerle, akademiye, dinle ve hakim olan iktidarla ilişkilerinde de geçerlidir. Wilfred Oliver’in belirttiği gibi, entelektüellerin serüveni, tüm halkı bir kenara itip hakim güce bağlılıklarını ilan etmeleriyle sonuçlanmıştır. Diğer bir uçta ise Benda, entelektüelleri insanların vicdanı olan süper yetenekli, ahlaki donanımları gelişmiş filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlar. Benjamin’e göre, bugünkü entelektüellerin sorunu, “sahip oldukları ahlaki otoriteye sekterlik, kitle dalkavukluğu, milliyetçi çığırtkanlık, ırkçılık gibi kolektif duyguların örgütlenmesi”dir. Edward Said’e göre entelektüel, toplumun karanlık zamanlarında halkın acılarına tanıklık eder, halk adına konuşur ve onları temsil eder. Said’e göre entelektüeller ideal olarak özgürleşmeyi ve aydınlanmayı temsil eder ve kutsal olarak görülmemelidir.

 

Nizar Kabbani adında bir Arap şair, Arap ülkelerini yöneten kralların iki yüzlülüklerini anlatırken, kendisinden siyasi bir şair yaratıldığını, oysa siyasetin kirli yüzünden nefret ettiğini belirtmiştir. Entelektüel, gözünü gerçeklere kapatıp çiçek, böcek, sözde ahlak gibi kavramlar üzerine yazarsa, hakim gücün ekmeğine yağ sürmüş olur. Çünkü günümüz kapitalist dünyasında her şey vahşice işliyor… Bu acımasızlığa, bu zalim düzenlere gözünü kapatmak ve ezilenin yanında olmamak, kuzu postuna bürünmüş bir kurt gibi halkı kandırmak demektir.

 

Entelektüel, günümüz dünyasının acımasız sistemine karşı insanları rahatsız etmek için vardır. Rahatsız etmeyen, sorgulatmayan ve insanı düşündürtmeyen entelektüel olamaz. Acımasız bir dünyada entelektüel de acımasız olmalıdır. Elbette ki entelektüel de ahlaktan, sevgiden, gelişimden, iyiden, güzelden bahseder; ancak gerçeklere gözünü kapatmaz, insanların acılarına da kayıtsız kalmaz. Gerçek aydın vicdanlı, onurlu olur. J.P. Sartre, Fransa’nın Cezayir işgali sırasında Cezayir halkının yanında tavrını almış, çekinmeden gerçekleri dile getirmiştir.

 

Entelektüel demek, hakikatin peşinden gitmektir. İnsanlığa, doğaya, bilime, sanata katkı sağlamanın peşinde olan modern Don Kişot’lardır. Var olan düşünce sistemi netliğe kavuşmadıkça aydın tutumu oluşmaz.

 

Fransız filozof Glucksmann’a göre “entelektüelin görevi, siperlerin ötesinde olup biteni gören Falcı Casandra gibi korkunç şeyleri önceden haber vermek ve uyarmaktır”. Havel de benzer düşünceyi paylaşır: “Entelektüel, yapısı gereği hiçbir yere uymaz, her yerde göze batar, sivridir, hiçbir yere tam olarak yerleştirilemez.” Günümüz dünyasında entelektüel, zafere ulaşmışsa kuşku uyandırır; aldığı tüm yenilgilere rağmen, toplumun yanında durarak hakikati dile getirmesiyle yenilgileriyle bile yenilmezdir.

 

Türkiye’ye bakacak olursak, Osmanlı aydınları Avrupa’daki aydınlanma çağını tanıdılar. Meşrutiyet dönemi aydınları Fransız İhtilali’nin heyecanlarıyla beslendiler, ancak cesaret konusunda çekingen davrandılar. Hakim güce karşı dik durmaktan çoğu zaman kaçındılar, halkın sorunlarıyla ilgilenmediler. Bugün Türkiye’de sözde aydınlar, çoğunlukla hakim gücün emir eri olarak hareket etmektedir; halkın, doğanın, hayvanların ve sanatın yanında olmayan kişiler gerçek bir entelektüel olamaz.

 

Eğitimci – Sosyolog

Ahmet DAĞAR