Nusaybin…
Tarihin kıyısında bir şehir. Medeniyetlerin kesiştiği, bereketli toprakların sabırla yoğrulduğu, güneşin bile farklı doğduğu bir memleket. Her karışında tarih, her taşında bir hikâye, her insanında yüzyılların bilgeliği saklı… Ama ne yazık ki bu kadim topraklarda, yine yüzyılların yanlışlarından biri hâlâ diri diri yanıyor: anız yangınları.

Hasat mevsimi bittiğinde tarlalar boş kalmaz Nusaybin’de. Buğday gider ama arkasında bir öfke, bir alışkanlık, bir cehalet kalır. “Böyle gördük, böyle yaparız,” denir. Bir kibrit çakar büyüklerimiz… Çocuklar bakar. Duman yükselir, kül düşer, doğa feryat eder. Ama kimse duymaz o çığlığı. Çünkü bu yangın sadece toprağı değil, geçmişi geleceğe bağlayan hafızamızı da yakar.

Her anız yangınında bir gelenek, bir görenek sanrısıyla yanlış miras aktarılır yeni nesillere.
“Dedem de yakmıştı, babam da yakıyor.”
Peki ya çocuklarımız? Onlar neyi örnek alacak?
Zehir soluyan ciğerleriyle, gözleri yaşla dolu, duman içinde büyüyen bir çocuk, doğaya nasıl merhametle bakabilir?

Bu yangınlar sadece toprağı değil, insanı da yakıyor. Soluduğumuz hava zehire dönüşüyor. Astım, bronşit, KOAH gibi solunum hastalıkları gün geçtikçe artıyor. Yaşlılarımız, çocuklarımız, hastalarımız dumanın içinde çaresizce yaşamaya çalışıyor.
Hava kirleniyor, su kirleniyor, toprak ölüyor. Ve biz hâlâ susuyoruz…


Anız Yangınlarının Toplumsal ve Çevresel Zararları

Üstelik yalnız da değiliz bu yanlışı yaparken. Sıfır mesafedeki komşumuz Kamışlı da aynı acı hatayı sürdürüyor.
Komşu ilçelerimizde de benzer manzaralar var.
Oysa biz, Nusaybin olarak örnek olmalıyız. Yüzyılların bilgeliğiyle kardeşliğin, üretkenliğin, doğa sevgisinin öncüsü olmalıyız. Çünkü biz yapmazsak, kimse yapmaz.

Bu noktada yalnız bireysel değil, kurumsal önlemler de şart.
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu konuda öncülük etmeli. Tüm okullarda her branştan öğretmen, derslerine uygun şekilde bu konuyu işleyecek, öğrencileri bilinçlendirecek rehberlik çalışmaları yapmalı.
Çocuklarımızı sadece kitaplarla değil, doğayı koruma bilinciyle büyütmeliyiz.


Kurumsal Mücadele ve Cezai Yaptırımlar Artmalı

Tarlaların ortasından geçen ve yoğun kullanılan İpekyolu, özellikle yaz aylarında büyük bir risk taşıyor. İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube ve Jandarma Trafik ekipleri iş birliğiyle, bu güzergâhta seyreden sürücülere yönelik ciddi uyarı tabelaları, denetimler ve bilgilendirme çalışmaları yapılmalı.
Araç camından atılan bir izmarit ya da cam şişe, binlerce dönüm alanı ve nice canlıyı yok edebilir.

Muhtarlar aracılığıyla köylerdeki çobanlar, çiftçiler ve gençler bilinçlendirilmeli. Çünkü anız yangınları sadece tarımcının değil, doğaya adım atan herkesin meselesidir.

Ayrıca, bu mevsimde itfaiye ekipleri teyakkuzda olmalı, köylerde traktör ve su tankerleri her an müdahaleye hazır hâlde bulunmalı. Bu iş yalnızca belediyeye bırakılacak bir iş değildir, toplum olarak el birliğiyle önlem alınmalıdır.

Devlet, artık bu meseleye sadece “uyarı” ile değil, caydırıcı yaptırımlarla yaklaşmalıdır. Gerekirse tespit edilen her yakma olayına, cezai işlemle birlikte, doğaya telafi yükümlülüğü de eklenmelidir. Toprak yanarken seyirci kalamayız.

Kahvehanelerde “kaç dönüm yaktın?” sorusu değil,
“Toprağını nasıl koruyorsun?” sohbeti başlamalı.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, temiz bir hava, verimli bir toprak ve yeşil bir doğa olmalı.

Ey Nusaybinli kardeşim,
Ey bereketin hamalı,
Ey toprağın dostu…
Gel, bir kibriti değil, bir fidanı toprağa gömelim bu yaz.
Gel, dumanı değil, kuş sesini bırakalım arkamızda.
Çünkü biz bu toprağı yakarak değil, severek var olduk.

Yazar: ABDULSELAM AYDIN