Sabahın huzuruyla evden çıkıyoruz; direksiyona geçiyor ya da bir şehir içi minibüsüne biniyoruz. Daha yeni yol almışken kulağımıza sert bir korna sesi çalınıyor, ardından tahrik edici bir el kol hareketi… O an ister istemez soruyoruz: Hayırdır, ne oluyor..?

Trafik dediğimiz düzen gerçekten sadece kırmızı ışıklardan, hız limitlerinden ve tabelalardan mı ibaret? Ne yazık ki caydırıcı cezalar olmadan yol alamayacak bir toplum hâline geldik. Çoğu zaman kendi kusurlarımızı görmezden geliyor, sorumluluğu başkalarına yüklüyoruz.

Peki, işin “adap” kısmı nerede? Ceza korkusu olmaksızın, yalnızca nezaketten doğan o görünmez kurallar… Tali yoldan ana yola çıkmaya çalışan bir araca bir saniyeliğine yol vermek bize ne kaybettirir? Aceleyle yanlış bir hamle yapan bir sürücüye biraz hoşgörü göstermek gerçekten günümüzü gölgeliyor mu..?

Unutmayalım: Hepimiz bu trafiğin bir parçasıyız; bazen yaya, bazen yolcu, bazen de sürücü... Bugün yol isteyen biz olmayabiliriz; ama yarın olmayacağımız ne malum? Empati kurmak aslında bu kadar zor olmamalı. Karşımızdakinin de işe yetişmeye çalıştığını, belki kötü bir gün geçirdiğini düşünmek bile o anki gerginliği büyük ölçüde azaltır.

Neden en ufak hatada elimiz hemen kornaya gidiyor? Öfkeyi ilk anda dışa vurmak bize ne kazandırıyor? Koltuğun altına saklanmış beyzbol sopasına davranmak, bizi kahraman yapmıyor. Öfke kimseye fayda sağlamadığı gibi hem kaza riskini artırıyor hem de küçük bir gerginliği büyütüp trajik sonuçlara sürükleyebiliyor. Oysa biraz sabır… Sadece birkaç saniyelik bekleyiş, hayatımızdan hiçbir şey eksiltmez; ama trafiğe ve yaşama daha akıcı bir ritim kazandırabilir.

Trafik adabı, medeni insan olmanın ve medeniyetin hareket hâlindeki hâlini temsil eden en temel davranış biçimidir. Bazen kendi hakkından bir anlığına feragat edebilmek, nezaket gösterebilmek ve koca araçların arasında insani yanımızı kaybetmemek… Daha iyi bir trafik kültürü için her bireyin kişisel sorumluluk üstlenmesi şarttır.

Bu şehirdeki kaosu değiştirmek yalnızca güvenlik güçlerin ya da belediyenin görevi değildir. Direksiyon başındaki her birimizin özdenetimiyle başlayacak bir dönüşümdür bu.

Trafikte bir hata yaptığımızda ya da karşımızdaki sürücü hatalı olduğunda, “özür dilerim!” manası taşıyan basit bir el kaldırma hareketi bile ortamı bir anda yumuşatabilir. Tam tersine, hesap soran ya da tehdit eden bir işaret tansiyonu anında yükseltir. Nasıl ki sert bir faulün ardından rakibine el uzatıp özür dileyen bir futbolcu gerginliği azaltıyorsa, trafikte de küçük bir jest aynı etkiyi oluşturabilir.

Son olarak biz ebeveynlere de önemli bir görev düşüyor: Fönlü saçları, gösterişli saatleri, kısa dar paçalı pantolonları ve yüksek sesli müzikleriyle sokak aralarında kendince “ralli” yapan gençlerimize ya direksiyonu vermeyelim ya da verdiysek onun sorumluluğunu gerçekten üstlenelim. Zira kanı deli akan bu gençler, yalnızca kendilerini değil başkalarını da tehlikeye atabiliyor.

Daha güzel bir toplum inşa etmek bizim elimizde…