Tuz Kadar Eğlence, Ömür Boyu Lezzet

Yazar:Abdulselam AYDIN 

Hayatın telaşına kapılıp da unuttuğumuz bir şey var: Biz bir makine değiliz. Ruhu, kalbi, hayalleri olan bir varlığız. Yoruluruz, bazen daralırız, bazen de sebepsizce gülmek isteriz. İnsanı ayakta tutan şey yalnızca ekmek ve su değildir; dost muhabbeti, tatlı bir tebessüm, temiz bir nefes, gönülden bir kahkaha da en az onlar kadar değerlidir. Çünkü ruhu beslemeyen, bedeni yıpranır; kalbi dinlenmeyen, hayata küser.

İnsanız… Hata yapar, yorulur, güler, ağlar, dinleniriz. Hayatın yükünü taşırken yalnızca çalışmak, üretmek, koşturmak yetmez. Ruhumuzun da nefes almaya ihtiyacı var. Tıpkı bedenimizin suya ihtiyacı olduğu gibi, gönlümüzün de eğlenceye, muhabbete, sanata ihtiyacı var.

Düşünün… Aynı yemek, her gün aynı tatta yenirse, bir süre sonra iştah kalmaz. Hayat da böyledir. Tekdüzelik, insanın ruhunu köreltir. Oysa ara sıra kalbimizi ferahlatacak, zihnimizi dinlendirecek, içimize taze rüzgârlar üfleyecek molalar şarttır. Bir dost meclisinde muhabbet etmek, bir piknikte topa vurmak, bir şiir dinletisinde ruhumuzu beslemek, bazen de sadece gökyüzüne bakıp tebessüm etmek… Bunlar lüks değil, ihtiyaçtır.

Bazıları sanıyor ki İslam insanı hayattan koparır, dünyayı daraltır. Bu, hem yanlış hem de büyük bir eksik yorumdur. İslam, hayatı bütün yönleriyle ele alan bir dindir. İnsanı yalnızca ibadete değil, dinlenmeye, gülmeye, eğlenmeye de çağırır. Üstelik bunu yalnızca serbest bırakmakla kalmaz, teşvik eder.

Düşünün; gülümseyen, çocuklarla oyun oynayan, eşleriyle şakalaşan, torunlarını omzuna alan bir Peygamberimiz var. Düğünlerde eğlenmeyi teşvik eden, şiir okuyanları öven, marş söyleyen gençleri destekleyen bir Peygamberimiz… Spor yapmayı tavsiye eden, gençlerin arasına onların bir kardeşi gibi karışan bir Peygamberimiz…

Evet, eğlenelim. Ama ölçüsünde. Günahtan uzak, faydalı, kardeşliği pekiştiren bir eğlenceyle… Spor turnuvaları, piknikler, kültür şenlikleri, şiir geceleri, kamp programları… Bunlar hem ruhu dinlendirir hem dostluğu kuvvetlendirir.

Hayat, yemekteki tuz gibidir; kararında olursa lezzet verir. Fazlası zarar, azı tatsızlık getirir. Öyleyse gelin, hem bedenimizi hem ruhumuzu besleyecek helal eğlencelerle hayatı tatlandıralım. Ki yolumuz uzun, yükümüz ağır… Dinç ve neşeli olalım ki Allah yolunda yürürken ayaklarımız daha sağlam bassın, gönlümüz daha cesur atsın.

Üstad Bediüzzaman’ın şu muhteşem sözüyle bitirelim:
“Helal dairesi keyfe kafidir ve yeterlidir; harama ihtiyaç bırakmayacak kadar da geniştir.”