Geçtiğimiz günlerde Mersin’de ikamet eden, yetmişine merdiven dayamış, adını paylaşmak istemeyen emekli bir sınıf öğretmeni ile sohbet etme fırsatı buldum. Yıllarını eğitime adamış biriyle konuşmak, aslında bir toplumun vicdanıyla konuşmak gibidir. Zira öğretmen, sadece bilgi aktarmaz; bir kuşağın karakterini, değer yargılarını ve hayata dair temel duruşunu da şekillendirir.

Sohbetimizin bir yerinde kendisine sordum: “Yıllarca öğretmenlik yaptınız, sayısız öğrenci yetiştirdiniz. Aralarından akademisyenler, doktorlar, askerler, öğretmenler çıktı. Peki, emeklilikten sonra hayatınızda neler değişti? Eskiye kıyasla şimdi hayata nasıl bakıyorsunuz?”

Yüzünde ince bir tebessüm belirdi, fakat hemen cevap vermedi. “Düşüneyim,” dedi sadece. Birkaç gün sonra bana whatsApp'tan uzun bir mesaj yolladı. Satırlarını okurken fark ettim ki, o aslında yalnızca kendi hikâyesini değil; hepimizin geç olmadan fark etmesi gereken hakikatleri anlatıyordu.

Değerli hocamızın ömür tecrübesiyle kaleme aldığı maddeler, aşağıda sıralanmıştır:

1. Artık bir okyanus olmadığımı, dünyayı omuzlarımda taşımam gerekmediğini geç de olsa anladım.

2. Eskiden pazarda kuruş hesabı yapan biriyken, şimdi, "O birkaç kuruş benim hayatımı değiştirmez ama belki satıcının çocuğunun okul harcına katkı olur" diyorum. Aynı şekilde, taksiciye, komiye, berber çırağına bahşiş bırakıyorum artık.

3. Benimle yaşıt veya benden yaşlı birinin aynı hikâyeyi dördüncü, beşinci kez anlatmasına sabırla kulak veriyor, yargılamadan dinliyorum. Çünkü yaş ilerledikçe kelimeler değil, duygular anlatılır aslında.

4. Artık insanları hatalı olduklarında düzeltmiyorum. Mükemmellik peşinde değilim; huzurun izini sürüyorum.

5. Hırsın ve rekabetin gürültülü sahnesinden çekilip, kendime dinginliğin hüküm sürdüğü sessiz bir köşe inşa ettim.

6. Eskisi gibi kıyafetimdeki kırışıklığı, ayakkabımdaki lekeyi dert etmiyorum. Elime ne geçerse giyiyorum; çünkü artık gösteriş değil, rahatlık önemli.

7. Duygularımı saklama gereği duymuyorum. Zaman zaman ağlıyor, yeri geliyor çocuklar gibi gülüyorum. Artık duygularımdan utanmıyorum.

8. Egomdan vazgeçmenin, yalnızlıktan çok daha hafif bir yük olduğunu deneyimledim.

9. Eskiden boş zamanlarımın çoğunu kahvede geçirirdim. Emekli olduktan sonra tövbe ettim, Hac’ca gittim. Şimdi namazımı aksatmam, gün aşırı Kur’an okurum. İç huzurumun kaynağını, Rabbime daha çok yönelmek olduğunu öğrendim.

10. Çocuklarıma ve torunlarıma — sıkmadan, yormadan — hem nasihat ediyorum hem de onların dünyasını anlamaya çalışıyorum.

11. Ölüm, kirpiklerimizin ucunda... Bu yüzden her günümü son günmüş gibi yaşıyorum.

12. Eşimi kaybettikten sonra maddiyata ve dünya malına tamah etmeyi tamamen bıraktım. Artık borsaya girmiyor, iddia oynamıyorum. Bu fanî dünyada emekli maaşımla hayatımı sürdürmeye çalışıyor ve kanaatin getirdiği huzuru yaşıyorum.

13. Sûizan ve gıybetten el çektiğim gibi, riyakârlığın gölgesine sığınmadan yol alıyorum.

14. Torosların yaylalarında yürümeyi, yazın denize girmeyi artık rutin hale getirdim. Evimin avlusunda domates, soğan ve maydanoz gibi sebzeler yetiştiriyorum. Allah’ın bahşettiği nimetlerden en güzel şekilde yararlanmaya çalışıyorum.

15. Gözlerim eskisi gibi görmese de torunlarımın ödevlerinde onlara yardımcı oluyorum. Öğrenmek ve öğretmek her zaman önceliğim olmuştur.

16. İnsanları yargılamaktan, onları hor görmekten vazgeçtim. En büyük dersim, dilimi kibirden arındırıp, büyük konuşmamanın sükûnetine ermek oldu...

Hocamızın yukarda yer alan satırları okuduktan sonra uzun süre sessiz kaldım. Bir insanın ömrü boyunca öğrendiklerinin, en sade hâliyle nasıl da birkaç cümlede özetlenebileceğini düşündüm. Yaşamın en kâmil hali, dünyayı dönüştürme gayretini bir kenara bırakıp, öncelikle derin bir "kendini anlama" sürecine girmekle mümkün olur. Emeklilik bir bitiş değil; hayata başka bir yerden, daha sakin, daha bilge bir yerden bakabilme cesaretidir.

Hayat, bir akış mıdır yoksa duruş mu? Nehrin sesi dindiğinde anlıyoruz ki: Yaş akmıyor, biz olgunlaşıyoruz; dünya küçülmüyor, kalbimiz büyüyor.