Değerli okurlarım,

Geçtiğimiz günlerde gazeteleri incelerken okuduğum bir haber, yalnızca gözlerimi değil, vicdanımı da yaşarttı. Haber, Nefes Gazetesi’nde Haşin Kılıç’ın kaleminden yayımlanmıştı. Okudukça düşündüm; düşündükçe utandım.

Omzunda kitap dolu bir çanta…

Yanında dört ve sekiz yaşındaki iki küçük kızı…

Ankara’nın sokaklarında dükkân dükkân dolaşan bir baba…

Kapıları tek tek çalıyor ve mahcup bir ses tonuyla sadece şu cümleyi kuruyordu:

“Kitaplarıma bir göz atar mısınız?”

O kişinin adı Mehmet Fatih Oflaz’dı.

Bazen elli iş yerinin kapısını çalıyor, yalnızca iki kitap satabiliyordu. O iki kitabın geliri, çocuklarının o akşamki yemeğine yetiyordu. Birkaç kitap daha satabilirse belki bir otel odasında geceyi geçirebiliyor, satamazsa ertesi günün belirsizliğine yürüyordu.

İnsanın yüreğini burkan asıl tablo ise bu değildi.

Asıl acı olan, 17 kitabı bulunan bir yazarın yaşam mücadelesini sokaklarda kitap satarak vermek zorunda kalmasıydı.

Bu sadece Mehmet Fatih Oflaz’ın hikâyesi değildir.

Bu, düşünceye sırtını dönen bir toplumun hikâyesidir.

Bu, emeğin alkışlanmadığı, kalemin kıymet görmediği bir ülkenin sessiz çığlığıdır.

Çünkü bir kitabı elimize aldığımızda çoğu zaman yalnızca kapağını görüyoruz. Oysa o kapağın arkasında yıllar süren araştırmalar, uykusuz geceler, vazgeçilen hayaller, ekonomik fedakârlıklar ve büyük bir sabır vardır.

Bir yazar yalnızca yazmaz.

Okur…

Araştırır…

Düşünür…

Sorgular…

Yanılır, yeniden başlar…

Sonunda ise ruhundan kopardığı parçaları satırlara dönüştürür.

Mehmet Fatih Oflaz’ın “Cebime ne konulduysa onu çıkarıyorum.” sözü, aslında bütün yazarların ortak hikâyesidir. Çünkü gerçek yazar, mürekkebiyle birlikte ömrünü de tüketir.

Bugün ne yazık ki sosyal medyada birkaç dakikalık içerikler milyonlara ulaşırken, yıllar süren emekle yazılmış kitaplar raflarda tozlanıyor. Eğlence hızla tüketiliyor; bilgi ise giderek yalnızlaşıyor.

Oysa kitap okumayan toplumlar, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya mahkûmdur.

Bir millet, sanatçısını, bilim insanını ve yazarını yalnız bıraktığında sadece onları kaybetmez; kendi hafızasını, kültürünü ve geleceğini de yavaş yavaş kaybetmeye başlar.

Yazarına sahip çıkmayan toplumlar, bir süre sonra düşünmeyen, sorgulamayan ve üretemeyen toplumlara dönüşür.

Bugün sokakta kitap satmak zorunda kalan bir yazar, aslında bize sessizce şu soruyu soruyor:

“Ben mi yalnız kaldım, yoksa siz mi kitaplardan uzaklaştınız?”

Belki de üzerinde durmamız gereken asıl soru budur.

Çünkü mesele yalnızca bir yazarın geçim sıkıntısı değildir.

Mesele; bilgiye, kültüre, kitaba ve düşünceye verdiğimiz değerdir.

Unutmayalım ki bir ülkenin gerçek zenginliği, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; yetiştirdiği yazarların, bilim insanlarının ve fikir adamlarının gördüğü saygıyla ölçülür.

Son Söz

Yazarını sokakta bırakan bir toplum, aslında kendi geleceğini de sokakta bırakmış demektir.

 

Köşenin Sözü

“Birini yalnız görürsen, bil ki o iyi bir insandır. Çünkü kalabalıklar her zaman münafıkların yanındadır.”
— Hz. Ali

 

Abdulbaki Akbal

Mali Müşavir • Bağımsız Denetçi